31.12.16

Biz Evde Yokuz Röpotajı

Merhaba sevgili okurlarım,
Bugün bu blog da harika bir röportaj okuyacaksınız.Birçoğunuz onları sosyal medyadan takip ediyor ve tanıyor olabilirsiniz ancak ben kısaca tanıtayım, anlatayım istiyorum. Seyahat etmeye bayılan bir insan olarak onları ilk keşfetmem bundan bir yıl kadar önce Biz Evde Yokuz’un Doğu Ekspresi macerasını anlattığı yazılarına rastlamama dayanıyor. Onlarla ilgili ilk gördüğüm şey, bu yolculuğu o kadar güzel geçirip üstüne bir de detaylıca anlatarak paylaştıklarıdır yani. Doğu Ekspresi hayallerimden biri olduğu ve her zaman ilgimi çektiği için birkaç kez yazıyı okuduktan sonra kararım şöyleydi; bence bu ikili çok ilgi çekici ve samimiydi ki bu konuda yanılmadığımı da bir kez daha anladım bu röportaj sayesinde…

Daha sonra tabi ‘Kim bu insanlar, neler yapıyorlar, Biz Evde Yokuz nedir’ gibi sorgulamalarım başlayınca daha yakından takip eder hale geldim onları.

Bir gün öylesine bir sohbet içerisinde acaba Duygu ve Bilgehan’la beslenme röportajı yapsam nasıl olur dedim ve ‘neden olmasın, kabul ederlerse harika olur’ cümlesiyle cesaretlendirildim. Oldukça yoğun programları arasında Duygu, benim için tek boş vakti olan araba kullandığı bir esnada sorularımı cevaplandırdı :) Şimdi bir kez daha sizlerin önünde kocaman teşekkür ediyorum Sevgili Biz Evde Yokuz’a :) Ve sizlere de keyifli okumalar, iyi seneler diliyorum…





BİZ EVDE YOKUZ NEDİR?



Onlar 2014 Nisanında radikal bir karar alarak hayatlarını tekrar çizmeye karar vermiş, aktif bir hayatın peşine düşmüş ve bunu ‘Biz Evde Yokuz’ olarak isimlendirmiş iki güzel insan aslında. Kendileri ev hariç her yerdeler ve şu sıralarda da bildiğim kadarıyla tamamen evsizleşip İstanbul’da oldukları süreci de ofislerinde geçirmeye karar vermiş durumdalar. Bunun yanı sıra da harika videolarıyla, bloglarındaki muhteşem detaylı yazılarıyla herkesi evden çıkarmak adına teşvik ediyorlar. 

Çünkü onların ilkesi bir Roman atasözü: Evde oturan erken ölür.

Tabi çok fazla soru geliyor bu yaşam şekilleriyle ilgili ve itinayla her birini cevaplamaya çalıştıklarına, bazen aynı cevabı defalarca vermekten gocunmadıklarına ben sosyal medyadan şahit oldum. :)

Şimdi ister yanınıza bir fincan çay alın, eğer açsanız önden bir tantuni söyleyin veya şöyle güzel bir avokadolu tost yapın çünkü bu röpotajı okuyup bitirdiğinizde eminim canınız isteyecek J Sonra söylemedi demeyin. Diyetisyen de ‘’tantuni yiyin’’ dedi ‘’ben o yüzden her gün yiyorum’’ da demeyin tabi! :)




BİZ EVDE YOKUZ NE YER NE İÇER?


 Caretta Karavanınızın mutfak şefliğini dönüşümlü olarak üstlendiğinizi takipçileriniz
iyi bilir :)
 Ancak ben İstanbul’da olduğunuz süreçten başlamak istiyorum sorularıma, evde mutfak şefi kim? Mutfakla aranız nasıl?



Duygu: Daha önceki hayatımızda, yani yerleşik hayatımızda evimizin şefi net olarak bendim.Ancak şuan geldiğimiz durum itibariyle pek evdi, şefti vs. bir durumumuz kalmadı :)

Dolayısıyla bu sorunun çok geçerliliği de kalmadı bizim için ama bununla birlikte ben mutfakta olmayı çok seven bir insanım. Sadece şuan ikinci kez evsizleşme sürecine gittiğimiz için mutfakta vakit geçirmek konseptine çok uzağız. Çünkü İstanbul’da olduğumuz zaman tüm vaktimizi ofiste geçiriyoruz, İstanbul’da olmadığımız zaman da zaten yoldayız. Her zaman Caretta’yla değiliz, Caretta’yla olduğumuz zaman mutfağımız var ama büyük bir kısımda da Caretta’sızız. Dolayısıyla istemeden de olsa mutfak artık biraz hayatımızın dışına itilmiş oldu.

Ben mutfakta olmayı çok seviyorum, herkese de öneririm bu yüzden,  insan mutfağa giriyor ve hemen sonuç alabiliyor yaptığı bir şeyden. Normalde hayat böyle değil, ektiğiniz şeylerin hasadını beklemek baya bir zaman alıyor. Mutfaksa insana küçük zaferler sağlayan bir alan, ben o yüzden mutfakta olmayı ve insan ağırlamayı çok seviyorum.


Beslenmenizde olmazsa olmazlarınız, kurallarınız var mı? Uyguladığınız veya temel aldığınız bir beslenme şekli mesela?

Duygu: Ben bundan üç sene önce hayatımda çok büyük bir değişiklik yaptım ve tüm süt ürünlerini ve gluteni beslenmemden çıkardım. Ve kendimi mükemmel hissetmeye başladım. Gerçekten hayat kalitemi inanılmaz artırdığını gördüm, o gün bugündür buna sadığım. Ama yoldayken, özellikle Türkiye’nin Doğu ve İç Anadolu’su gibi yerlerde çok sadık kalamıyorum çünkü öyle bir beslenme durumu olmuyor, restoranlarda ona uygun bir şey olmuyor. Özellikle kahvaltılar bazen zor olabiliyor. Ama normalde kendi hayat düzenim içinde buna hala devam ediyorum.

Bilgehan’ınsa beslenme alışkanlığı daha çok günah işlemek ve daha sonra günah çıkarmak üzerine :) Tantuni’ye inanılmaz aşık bir insan, haftada üç kere falan tantuni yediğini söyleyebilirim. Ama böyle kendi içinde dediğim gibi bir dalgalanması var, bazen canı nasıl isterse öyle yiyor bazen de akşamları çorba gibi seçeneklerle onu dengeleyecek bir program uyguluyor. Bu bir diyet değil ama söylediğim gibi kendince onu dengeleyecek bir hale getiriyor.





  Peki her gün mutlaka yerim/içerim dediğiniz veya yemezsem/içmezsem gün boyu eksik hissederim dediğiniz bir şey var mı?


Duygu: Yok. En güzel şey bile olsa her gün onu tüketmek belli bir yerde rutine giriyor. Bizim hayat prensibimiz de rutinle savaşmak. Dolayısıyla öyle rutin bir şekilde herhangi bir şeyi tüketmiyoruz. Ama dediğim gibi Bilgehan’ın haftada iki ya da üç tantunisi vardır. Benimde böyle çok sevdiğim ve fırsat buldukça tükettiğim bir şeyde avokado ve bulabiliyorsam somon, balığın her türlüsünü çok seviyorum. Ama somon ve ton özellikle yoldayken bulunması çok kolay oluyor. Mesela şunu da yaparım, çok komik bir şekilde banyomdan, valizimden, arabamın vitesinin altından falan avokado çıkar :)

Bunun sebebi de gittiğim yerlere avokado götürüyorum çünkü dediğim gibi glutensiz ve süt ürünsüz yaşamaya çalışıyorum. Gittiğimiz bazı yerlerde yörenin beslenme kültüründen ötürü bu çok zor oluyor. Bende avokadoyu yolda olgunlaşan bir şey olduğu için de çok büyük kurtarıcı olarak görüyorum.



   Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı, demiş Cemal Süreya. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, sizce de var mı bir ilgisi? Sizin favori öğününüz hangisi?

Duygu: Cemal Süreya’nın böyle bir sözü olduğunu bilmiyordum ama çok tatlıymış, çok hoşuma gitti. Bence direk şöyle bir etkisi var, insanın kan şekeri düşüyor eğer kahvaltıyı vakitli ve doyurucu bir şekilde yapmazsa, bununla birlikte insanın o gününü de tamamen etkiliyor. Bilgehan bu konuda ekstra hassas, gerçekten uyandıktan sonraki yarım saat içinde mutlaka düzgün bir şeyler yemesi lazım, atıştırmalık şeyler onu idare edebilecek şeyler değil. Ama biz kahvaltının, yemeğin veya herhangi bir şeyin, hayatımızda zaten sınırlı bir kaynak olan zamanımızı çok almasını sevmiyoruz, dolayısıyla böyle yaya yaya kahvaltı yapma alışkanlığımız pek kalmadı. Ama bence kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği hangisi olursa olsun insanları buluşturan;  arkadaşları, dostları, sevenleri bir araya getiren; hatta herhangi bir insanla bir muhabbet veya yakınlaşma fırsatı yaratan her türlü sofra bence çok güzel.


Caretta Karavan mutfağında pişenlerden konuşalım istiyorum biraz da… Yola çıkarken mutfak için neler alırsınız? Yemek için gerekli malzemeleri gittiğiniz yerlerden mi temin etmeyi tercih ediyorsunuz?



Duygu: Mutfağın bazı demirbaşları vardır ya hani yağ, tuz, baharatlar gibi onları zaten bozulmadığı içinde karavanda hep bulunduruyoruz. Onun dışındaki malzemeleri gittiğimiz yerlerden alıyoruz özellikle marketten değil de bazen gittiğimiz yerlerde tarlalardan falan geçiyoruz ve mümkünse oralardan almayı tercih ediyoruz. Ama tabi ki her zaman aynı fırsatlar olmuyor. 






  Caretta mutfağından çıkmış olan yemeklerin lezzeti evdeki mutfağınızdan çıkanlarla bir oluyor mu? 



Duygu: Tabi ki de olmuyor. :) Yani hayatta her şey ona yüklediğiniz anlamdan ibaret. Bence dolayısıyla Caretta’da çıkan yemekler çok daha özgür, çok daha yaşama sevinci dolu ve dolayısıyla çok daha güzel oluyor. :)


  Duygu’nun kinoa, Bilge’nin ise menemen pişirdiği videoları paylaşmıştınız daha önce takipçilerinizle, bu sorumu birbiriniz için cevaplamanızı istiyorum. Bilge, Duygu en güzel ne pişirir? Ve Duygu, Bilge en güzel ne pişirir?


Duygu: Kesinlikle Bilgehan yumurta ve sucuk konusu olan her yemeğin kralıdır. Bende antin kuntin yemeklerde iyiyim baya. Antin kuntinden kastım hem eksperimental şeyler olması bakımından hem de farklı mutfakları füzyon yapıp kimsenin bilmediği yemekler yaratmak gibi konularda iyiyimdir. Bu annemden gelen bir şey bu arada annem de mükemmel muzlu, somonlu köri yapar. Bende bir şeyleri karıştırmayı çok seviyorum, farklı şeyler yaratmayı. Çok seviyorum bazı yemekleri ama günün sonunda o da bir rutine dönüyor, her mutfak bir rutine dönüyor aslında o yüzden farklılaştırmayı ikimizde çok seviyoruz.

Net olarak bir şey söyleyeceksem de Bilgehan yumurtalı ve sucuklu her şeyi ağlatır :) Bende daha farklı mutfaklarda, kinoa gibi daha az bilinen şeyleri yemek haline getirmede iyiyimdir.


 Gezdiğiniz süreçte gün içerisinde kaç öğün beslenirsiniz? Ara öğün alışkanlığınız var mı yoksa gezerken yemek yemeyi dahi unuttuğunuz olur mu?

Duygu: Hayır :) Ama ister istemez bazen öğle yemeğini çoğunlukla koşturmanın içinde geciktirebiliyoruz ve saat 16.00’ya kadar yiyemediğimiz zamanlar olabiliyor. 

Çünkü o sırada daha önceliklerimiz başka oluyor, mesela denizde isek rüzgar iyi bir vakitte oluyor ve o rüzgarı yakalamak istiyoruz; ya da biliyorsun bizim aynı zamanda çekim yapan bir ajansımız da var ve günün saatlerini değerlendirmeye çalışıyoruz, gün ışığı varken en güzel saatleri kaçırmak istemiyoruz. Bu gibi durumlar olduğunda da yemek saatlerini onlar belirliyor. Ama genellikle öğün atlamıyoruz, ben zaten atlayamıyorum, enteresandır mesela 11.00’de kahvaltı yapsam da saat  13.00’de her türlü acıkırım, senelerce sistemli beslenmiş olmanın getirdiği bir şey bu. 



 

Yurt dışı seyahatleriniz de yanınızda poşet çay götürüyorsunuz :) Çay sizin için çok önemli biliyoruz. Çay dışında yanınızda götürdüğünüz yiyecekler de oluyor mu? 



Duygu: Biz çayı çok seviyoruz. Ben kahveyi de çay kadar çok seviyorum ama güne kesinlikle çayla başlamak istiyorum, kahvaltıyı en azından çayla yapmak istiyorum. Özellikle çayda Türk Çayı olacak. İkimiz için de bu böyle, English Breakfast filan bize aynı hazzı vermiyor yani :) O yüzden çantamızdan böyle çorap gibi çok elzem şeyleri çıkartıp yerine torba torba çay koyabiliyoruz. Çay dışında yurt dışına giderken yanımızda taşıdığımız herhangi bir şey yok çünkü genellikle oraya özgü ne varsa onu kaçırmamak, onu yemek gibi bir önceliğimiz var. Bu böyle çok enteresan şeylerde olsa mesela Peru’da ‘Guinea Pig’ yemiştik daha doğrusu ben yedim, Bilgehan yemedi. Dolayısıyla yanımızda yemek taşımıyoruz yurt dışındayken. Ha bir de beyaz leblebi götürüyorum bak, bence çok güzel bir ara öğün, çok güzel bastırıyor insanın midesini ve onun yerine bir şey koyamadığım için bazen beyaz leblebi de götürüyorum.

Ama yurt içindeki seyahatlerimizde gluten gibi sebeplerden ötürü yanımda avokadoyla birlikte kinoa da taşıyorum. Çünkü kinoa çok hızlı haşlanabilen bir şey, herhangi bir mutfakta haşlamalarını rica edebiliyorum, komplike bir pişirme tekniği olmadığı için.
Ve sadece haşlanmış haliyle bence mükemmel, protein ve besin değeri açısından da zengin bir besin olduğu için onu yanımda taşımayı seviyorum.



 

Şimdiye dek çok fazla şehir ve ülke gördünüz, dolayısıyla birçok farklı yiyeceği veya yemeği tatma fırsatınız oldu. Ben Youtube kanalınızda bulunan tüm videoları izledim ve unutamadığım şeylerden bir tanesi Peru’da Duygu’nun oranın geleneksel yemeği olan kobay faresini yemesiydi :) Sizin için unutulmaz olan yemek veya yiyecek hangisiydi?


Duygu: Çok güzel soru :) Bu konuda ikimizde çok açık fikirliyiz ama Bilgehan benden bir tık daha muhafazakar. Zaten Bilgehan kobay faresini yemedi. :) ‘’Ama işte çok şeker.’’  falan filan dedi de :) Bende cevap olarak ‘’Kuzudan daha mı şeker?’’dedim :) Çünkü ‘kuzular löp löp yeniyor, yani o çok daha şeker bir hayvan şimdi ne oldu da Guinea Pig şeker oldu’ ya döndü olay sonra. Dolayısıyla ikimizde gittiğimiz yerlerde farklı şeyleri deniyoruz ama ben birazcık daha açığım. Onun dışında ben enteresan olarak Meksika’da böcek çeşitlerini yemiştim. Ama hiçbirisi bence güzel bir lezzet değildi, denemiş olmak için yenilecek bir şey ama kesinlikle kaçırdığımız bir şey değil hayatta.Bu durumda soruna verebileceğimiz en enteresan cevap Meksika’da envai çeşit satılan akrebinden hamam böceğine, çekirgesine kadar olan böcekler ve Peru’daki kobay faresi olacak sanırım. 








Peru demişken, Nazca Çizgileri’ni görmeye gittiğiniz günün sabahında uçuş öncesi yediğiniz sandviçlerden pişman mısınız? Bir daha olsa yine yerim mi diyorsunuz yoksa? :)


Duygu: Ya valla çok zorlandık o uçuşta, içimiz dışımıza çıkmak üzereydi, yemyeşil olduk. Uçaktaki herkes için durum buydu. Ama emin değilim aç karnına daha da insanın midesi bulanabilir gibi geliyor, o yüzden bence mideyi bastırıcı bir şeyler yemek iyi. Bununla birlikte peynir çok yanlış bir seçim olur. Bizim sandviçlerimizde sadece avokadoluydu, Peru zaten cennet onlar için, götürmemiştik oradan almıştık videoda da görünüyor zaten :)Dolayısıyla bence yine de midenin suyunu çekecek bir şeylerin midede olması iyiydi ama belki avokadosuz olsa daha iyi olabilirmiş :)






  Ben biliyorum, takipçilerinizde elbette ki biliyorlar fakat unutanlar ve yeni öğrenecekler için anlatayım kısaca, İran’da 2 hafta kadar kaldınız ve bu süre içerisinde Duygu kendisine bir sabah muz dürüm yaptı :) Bunu sana yaptıran ne oldu, İran’ın yeme kültüründen kısaca bahsedebilir misin bize?


Duygu: (Gülüyor) Ben dayanamadım, İran’da her gün aynı şeyi yemekten çoksıkıldım ve aynı zamanda kendimce bazı şeyleri minimumda tüketmeye çalıştığım için de İran’daki yemekler beni onuncu gün müydü on dördüncü gün müydü, gerçekten zorladı ve çaresizlikten bir muzu dürüm yapıp üstüne bal koyup kendime öyle bir kahvaltı hazırladım. İran’daki yemekler prensipte Türk yemeğine benziyor oldukça ama hep böyle bir varyantı var, mesela dolma görüyorsunuz ama dolmanın içinde safran, kakule gibi çok farklı baharatlar var. Aslında çok tanıdık, görüntüsü aynı, içindekiler aynı ama içine o aromatik baharatlar girince daha farklı bir tat alabiliyor. Birde yemekler aşırı yağlı ve biz ikimizde az yağlı yemeye çalışıyoruz ve belli bir yerden sonra gerçekten zorlandık.





Birbirinizi tanımadan öncesi ve sonrasını düşünmenizi istiyorum şimdi, damak tadı olarak değişen bir şeyler oldu mu?


Duygu: Çok güzel soruymuş :) Elbette çok etkiledik birbirimizi bu konuda. Benim mesela hayatımda pek kırmızı et yoktu, Bilgehan’la birlikte hayatıma ağır bir şekilde kırmızı et girdi. Tantuniyi ömrümde yememiştim, Bilgehan’la birlikte hayatıma tantuni girdi. 

Diğer taraftan da Bilgehan’ın somon, avokado, kinoa ve hardalla pek arası yoktu. 

Bunların hepsi hayatına benimle birlikte girdi ve şimdi hepsini çok seviyor. Hala aslında damak zevklerimiz çok farklı, onun dünyada en sevdiği yemek tantuniyken ben az önce söylediğim eksenlerde bir şey seçerim; sebze, deniz ürünü gibi. Dediğim gibi bu anlamda damak zevklerimiz çok farklı hala ama birbirimize kesinlikle çok fazla şey kattık. Bir yerde buluşuyoruz yine de ben bir gün onunla tantuni yiyorum, o da bana başka bir gün kinoayla vs. eşlik ediyor. Yani aslında ben böyle yaramazlık yapacak olduğum zaman Bilgehan’a eşlik ediyorum, o da günah çıkaracağı zamanlar benim tarafıma geliyor. :)






Bu güzel röportajın sonunda geçtiğimiz günlerde ‘’Sosyal Medya Ödülleri’’nde en iyi blog seçilen Biz Evde Yokuz’u kutluyor ve yollarının hep açık, apaçık olmasını diliyorum :)

Sevgiyle kalın…






Biz Evde Yokuz’u takip etmek için: http://www.bizevdeyokuz.com/



Daha fazlası için: http://www.izanisik.com

4 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sayende, sayenizde! :) Teşekkürler...

      Sil
  2. Nasıl imreniyorum böyle insanlara... Onlara yaşamlarında bol şans diliyorum. Benim de dünyayı keşfetme gibi bir isteğim var 2017 yılında bunu gerçekleştireceğim. Belki birgün onların cesaretine sahip olabilirsem yaşamımı yol üzerine kurabilirim. Ne güzel insanlar... Muhteşem bir ilham kaynağısınız böyle devam edin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısınız muhteşem insanlar :) Ayrıca dileklerinizin gerçek olduğu, kalbinizin sesiyle tüm hayallerinizi gerçekleştirdiğiniz bir yıl dilerim. Ve blogunuzu inceledim, gerçekten çok beğendim, takipteyim :) Sevgiler...

      Sil