31.12.16

Biz Evde Yokuz Röpotajı

Merhaba sevgili okurlarım,
Bugün bu blog da harika bir röportaj okuyacaksınız.Birçoğunuz onları sosyal medyadan takip ediyor ve tanıyor olabilirsiniz ancak ben kısaca tanıtayım, anlatayım istiyorum. Seyahat etmeye bayılan bir insan olarak onları ilk keşfetmem bundan bir yıl kadar önce Biz Evde Yokuz’un Doğu Ekspresi macerasını anlattığı yazılarına rastlamama dayanıyor. Onlarla ilgili ilk gördüğüm şey, bu yolculuğu o kadar güzel geçirip üstüne bir de detaylıca anlatarak paylaştıklarıdır yani. Doğu Ekspresi hayallerimden biri olduğu ve her zaman ilgimi çektiği için birkaç kez yazıyı okuduktan sonra kararım şöyleydi; bence bu ikili çok ilgi çekici ve samimiydi ki bu konuda yanılmadığımı da bir kez daha anladım bu röportaj sayesinde…

Daha sonra tabi ‘Kim bu insanlar, neler yapıyorlar, Biz Evde Yokuz nedir’ gibi sorgulamalarım başlayınca daha yakından takip eder hale geldim onları.

Bir gün öylesine bir sohbet içerisinde acaba Duygu ve Bilgehan’la beslenme röportajı yapsam nasıl olur dedim ve ‘neden olmasın, kabul ederlerse harika olur’ cümlesiyle cesaretlendirildim. Oldukça yoğun programları arasında Duygu, benim için tek boş vakti olan araba kullandığı bir esnada sorularımı cevaplandırdı :) Şimdi bir kez daha sizlerin önünde kocaman teşekkür ediyorum Sevgili Biz Evde Yokuz’a :) Ve sizlere de keyifli okumalar, iyi seneler diliyorum…





BİZ EVDE YOKUZ NEDİR?



Onlar 2014 Nisanında radikal bir karar alarak hayatlarını tekrar çizmeye karar vermiş, aktif bir hayatın peşine düşmüş ve bunu ‘Biz Evde Yokuz’ olarak isimlendirmiş iki güzel insan aslında. Kendileri ev hariç her yerdeler ve şu sıralarda da bildiğim kadarıyla tamamen evsizleşip İstanbul’da oldukları süreci de ofislerinde geçirmeye karar vermiş durumdalar. Bunun yanı sıra da harika videolarıyla, bloglarındaki muhteşem detaylı yazılarıyla herkesi evden çıkarmak adına teşvik ediyorlar. 

Çünkü onların ilkesi bir Roman atasözü: Evde oturan erken ölür.

Tabi çok fazla soru geliyor bu yaşam şekilleriyle ilgili ve itinayla her birini cevaplamaya çalıştıklarına, bazen aynı cevabı defalarca vermekten gocunmadıklarına ben sosyal medyadan şahit oldum. :)

Şimdi ister yanınıza bir fincan çay alın, eğer açsanız önden bir tantuni söyleyin veya şöyle güzel bir avokadolu tost yapın çünkü bu röpotajı okuyup bitirdiğinizde eminim canınız isteyecek J Sonra söylemedi demeyin. Diyetisyen de ‘’tantuni yiyin’’ dedi ‘’ben o yüzden her gün yiyorum’’ da demeyin tabi! :)




BİZ EVDE YOKUZ NE YER NE İÇER?


 Caretta Karavanınızın mutfak şefliğini dönüşümlü olarak üstlendiğinizi takipçileriniz
iyi bilir :)
 Ancak ben İstanbul’da olduğunuz süreçten başlamak istiyorum sorularıma, evde mutfak şefi kim? Mutfakla aranız nasıl?



Duygu: Daha önceki hayatımızda, yani yerleşik hayatımızda evimizin şefi net olarak bendim.Ancak şuan geldiğimiz durum itibariyle pek evdi, şefti vs. bir durumumuz kalmadı :)

Dolayısıyla bu sorunun çok geçerliliği de kalmadı bizim için ama bununla birlikte ben mutfakta olmayı çok seven bir insanım. Sadece şuan ikinci kez evsizleşme sürecine gittiğimiz için mutfakta vakit geçirmek konseptine çok uzağız. Çünkü İstanbul’da olduğumuz zaman tüm vaktimizi ofiste geçiriyoruz, İstanbul’da olmadığımız zaman da zaten yoldayız. Her zaman Caretta’yla değiliz, Caretta’yla olduğumuz zaman mutfağımız var ama büyük bir kısımda da Caretta’sızız. Dolayısıyla istemeden de olsa mutfak artık biraz hayatımızın dışına itilmiş oldu.

Ben mutfakta olmayı çok seviyorum, herkese de öneririm bu yüzden,  insan mutfağa giriyor ve hemen sonuç alabiliyor yaptığı bir şeyden. Normalde hayat böyle değil, ektiğiniz şeylerin hasadını beklemek baya bir zaman alıyor. Mutfaksa insana küçük zaferler sağlayan bir alan, ben o yüzden mutfakta olmayı ve insan ağırlamayı çok seviyorum.


Beslenmenizde olmazsa olmazlarınız, kurallarınız var mı? Uyguladığınız veya temel aldığınız bir beslenme şekli mesela?

Duygu: Ben bundan üç sene önce hayatımda çok büyük bir değişiklik yaptım ve tüm süt ürünlerini ve gluteni beslenmemden çıkardım. Ve kendimi mükemmel hissetmeye başladım. Gerçekten hayat kalitemi inanılmaz artırdığını gördüm, o gün bugündür buna sadığım. Ama yoldayken, özellikle Türkiye’nin Doğu ve İç Anadolu’su gibi yerlerde çok sadık kalamıyorum çünkü öyle bir beslenme durumu olmuyor, restoranlarda ona uygun bir şey olmuyor. Özellikle kahvaltılar bazen zor olabiliyor. Ama normalde kendi hayat düzenim içinde buna hala devam ediyorum.

Bilgehan’ınsa beslenme alışkanlığı daha çok günah işlemek ve daha sonra günah çıkarmak üzerine :) Tantuni’ye inanılmaz aşık bir insan, haftada üç kere falan tantuni yediğini söyleyebilirim. Ama böyle kendi içinde dediğim gibi bir dalgalanması var, bazen canı nasıl isterse öyle yiyor bazen de akşamları çorba gibi seçeneklerle onu dengeleyecek bir program uyguluyor. Bu bir diyet değil ama söylediğim gibi kendince onu dengeleyecek bir hale getiriyor.





  Peki her gün mutlaka yerim/içerim dediğiniz veya yemezsem/içmezsem gün boyu eksik hissederim dediğiniz bir şey var mı?


Duygu: Yok. En güzel şey bile olsa her gün onu tüketmek belli bir yerde rutine giriyor. Bizim hayat prensibimiz de rutinle savaşmak. Dolayısıyla öyle rutin bir şekilde herhangi bir şeyi tüketmiyoruz. Ama dediğim gibi Bilgehan’ın haftada iki ya da üç tantunisi vardır. Benimde böyle çok sevdiğim ve fırsat buldukça tükettiğim bir şeyde avokado ve bulabiliyorsam somon, balığın her türlüsünü çok seviyorum. Ama somon ve ton özellikle yoldayken bulunması çok kolay oluyor. Mesela şunu da yaparım, çok komik bir şekilde banyomdan, valizimden, arabamın vitesinin altından falan avokado çıkar :)

Bunun sebebi de gittiğim yerlere avokado götürüyorum çünkü dediğim gibi glutensiz ve süt ürünsüz yaşamaya çalışıyorum. Gittiğimiz bazı yerlerde yörenin beslenme kültüründen ötürü bu çok zor oluyor. Bende avokadoyu yolda olgunlaşan bir şey olduğu için de çok büyük kurtarıcı olarak görüyorum.



   Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı, demiş Cemal Süreya. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, sizce de var mı bir ilgisi? Sizin favori öğününüz hangisi?

Duygu: Cemal Süreya’nın böyle bir sözü olduğunu bilmiyordum ama çok tatlıymış, çok hoşuma gitti. Bence direk şöyle bir etkisi var, insanın kan şekeri düşüyor eğer kahvaltıyı vakitli ve doyurucu bir şekilde yapmazsa, bununla birlikte insanın o gününü de tamamen etkiliyor. Bilgehan bu konuda ekstra hassas, gerçekten uyandıktan sonraki yarım saat içinde mutlaka düzgün bir şeyler yemesi lazım, atıştırmalık şeyler onu idare edebilecek şeyler değil. Ama biz kahvaltının, yemeğin veya herhangi bir şeyin, hayatımızda zaten sınırlı bir kaynak olan zamanımızı çok almasını sevmiyoruz, dolayısıyla böyle yaya yaya kahvaltı yapma alışkanlığımız pek kalmadı. Ama bence kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği hangisi olursa olsun insanları buluşturan;  arkadaşları, dostları, sevenleri bir araya getiren; hatta herhangi bir insanla bir muhabbet veya yakınlaşma fırsatı yaratan her türlü sofra bence çok güzel.


Caretta Karavan mutfağında pişenlerden konuşalım istiyorum biraz da… Yola çıkarken mutfak için neler alırsınız? Yemek için gerekli malzemeleri gittiğiniz yerlerden mi temin etmeyi tercih ediyorsunuz?



Duygu: Mutfağın bazı demirbaşları vardır ya hani yağ, tuz, baharatlar gibi onları zaten bozulmadığı içinde karavanda hep bulunduruyoruz. Onun dışındaki malzemeleri gittiğimiz yerlerden alıyoruz özellikle marketten değil de bazen gittiğimiz yerlerde tarlalardan falan geçiyoruz ve mümkünse oralardan almayı tercih ediyoruz. Ama tabi ki her zaman aynı fırsatlar olmuyor. 






  Caretta mutfağından çıkmış olan yemeklerin lezzeti evdeki mutfağınızdan çıkanlarla bir oluyor mu? 



Duygu: Tabi ki de olmuyor. :) Yani hayatta her şey ona yüklediğiniz anlamdan ibaret. Bence dolayısıyla Caretta’da çıkan yemekler çok daha özgür, çok daha yaşama sevinci dolu ve dolayısıyla çok daha güzel oluyor. :)


  Duygu’nun kinoa, Bilge’nin ise menemen pişirdiği videoları paylaşmıştınız daha önce takipçilerinizle, bu sorumu birbiriniz için cevaplamanızı istiyorum. Bilge, Duygu en güzel ne pişirir? Ve Duygu, Bilge en güzel ne pişirir?


Duygu: Kesinlikle Bilgehan yumurta ve sucuk konusu olan her yemeğin kralıdır. Bende antin kuntin yemeklerde iyiyim baya. Antin kuntinden kastım hem eksperimental şeyler olması bakımından hem de farklı mutfakları füzyon yapıp kimsenin bilmediği yemekler yaratmak gibi konularda iyiyimdir. Bu annemden gelen bir şey bu arada annem de mükemmel muzlu, somonlu köri yapar. Bende bir şeyleri karıştırmayı çok seviyorum, farklı şeyler yaratmayı. Çok seviyorum bazı yemekleri ama günün sonunda o da bir rutine dönüyor, her mutfak bir rutine dönüyor aslında o yüzden farklılaştırmayı ikimizde çok seviyoruz.

Net olarak bir şey söyleyeceksem de Bilgehan yumurtalı ve sucuklu her şeyi ağlatır :) Bende daha farklı mutfaklarda, kinoa gibi daha az bilinen şeyleri yemek haline getirmede iyiyimdir.


 Gezdiğiniz süreçte gün içerisinde kaç öğün beslenirsiniz? Ara öğün alışkanlığınız var mı yoksa gezerken yemek yemeyi dahi unuttuğunuz olur mu?

Duygu: Hayır :) Ama ister istemez bazen öğle yemeğini çoğunlukla koşturmanın içinde geciktirebiliyoruz ve saat 16.00’ya kadar yiyemediğimiz zamanlar olabiliyor. 

Çünkü o sırada daha önceliklerimiz başka oluyor, mesela denizde isek rüzgar iyi bir vakitte oluyor ve o rüzgarı yakalamak istiyoruz; ya da biliyorsun bizim aynı zamanda çekim yapan bir ajansımız da var ve günün saatlerini değerlendirmeye çalışıyoruz, gün ışığı varken en güzel saatleri kaçırmak istemiyoruz. Bu gibi durumlar olduğunda da yemek saatlerini onlar belirliyor. Ama genellikle öğün atlamıyoruz, ben zaten atlayamıyorum, enteresandır mesela 11.00’de kahvaltı yapsam da saat  13.00’de her türlü acıkırım, senelerce sistemli beslenmiş olmanın getirdiği bir şey bu. 



 

Yurt dışı seyahatleriniz de yanınızda poşet çay götürüyorsunuz :) Çay sizin için çok önemli biliyoruz. Çay dışında yanınızda götürdüğünüz yiyecekler de oluyor mu? 



Duygu: Biz çayı çok seviyoruz. Ben kahveyi de çay kadar çok seviyorum ama güne kesinlikle çayla başlamak istiyorum, kahvaltıyı en azından çayla yapmak istiyorum. Özellikle çayda Türk Çayı olacak. İkimiz için de bu böyle, English Breakfast filan bize aynı hazzı vermiyor yani :) O yüzden çantamızdan böyle çorap gibi çok elzem şeyleri çıkartıp yerine torba torba çay koyabiliyoruz. Çay dışında yurt dışına giderken yanımızda taşıdığımız herhangi bir şey yok çünkü genellikle oraya özgü ne varsa onu kaçırmamak, onu yemek gibi bir önceliğimiz var. Bu böyle çok enteresan şeylerde olsa mesela Peru’da ‘Guinea Pig’ yemiştik daha doğrusu ben yedim, Bilgehan yemedi. Dolayısıyla yanımızda yemek taşımıyoruz yurt dışındayken. Ha bir de beyaz leblebi götürüyorum bak, bence çok güzel bir ara öğün, çok güzel bastırıyor insanın midesini ve onun yerine bir şey koyamadığım için bazen beyaz leblebi de götürüyorum.

Ama yurt içindeki seyahatlerimizde gluten gibi sebeplerden ötürü yanımda avokadoyla birlikte kinoa da taşıyorum. Çünkü kinoa çok hızlı haşlanabilen bir şey, herhangi bir mutfakta haşlamalarını rica edebiliyorum, komplike bir pişirme tekniği olmadığı için.
Ve sadece haşlanmış haliyle bence mükemmel, protein ve besin değeri açısından da zengin bir besin olduğu için onu yanımda taşımayı seviyorum.



 

Şimdiye dek çok fazla şehir ve ülke gördünüz, dolayısıyla birçok farklı yiyeceği veya yemeği tatma fırsatınız oldu. Ben Youtube kanalınızda bulunan tüm videoları izledim ve unutamadığım şeylerden bir tanesi Peru’da Duygu’nun oranın geleneksel yemeği olan kobay faresini yemesiydi :) Sizin için unutulmaz olan yemek veya yiyecek hangisiydi?


Duygu: Çok güzel soru :) Bu konuda ikimizde çok açık fikirliyiz ama Bilgehan benden bir tık daha muhafazakar. Zaten Bilgehan kobay faresini yemedi. :) ‘’Ama işte çok şeker.’’  falan filan dedi de :) Bende cevap olarak ‘’Kuzudan daha mı şeker?’’dedim :) Çünkü ‘kuzular löp löp yeniyor, yani o çok daha şeker bir hayvan şimdi ne oldu da Guinea Pig şeker oldu’ ya döndü olay sonra. Dolayısıyla ikimizde gittiğimiz yerlerde farklı şeyleri deniyoruz ama ben birazcık daha açığım. Onun dışında ben enteresan olarak Meksika’da böcek çeşitlerini yemiştim. Ama hiçbirisi bence güzel bir lezzet değildi, denemiş olmak için yenilecek bir şey ama kesinlikle kaçırdığımız bir şey değil hayatta.Bu durumda soruna verebileceğimiz en enteresan cevap Meksika’da envai çeşit satılan akrebinden hamam böceğine, çekirgesine kadar olan böcekler ve Peru’daki kobay faresi olacak sanırım. 








Peru demişken, Nazca Çizgileri’ni görmeye gittiğiniz günün sabahında uçuş öncesi yediğiniz sandviçlerden pişman mısınız? Bir daha olsa yine yerim mi diyorsunuz yoksa? :)


Duygu: Ya valla çok zorlandık o uçuşta, içimiz dışımıza çıkmak üzereydi, yemyeşil olduk. Uçaktaki herkes için durum buydu. Ama emin değilim aç karnına daha da insanın midesi bulanabilir gibi geliyor, o yüzden bence mideyi bastırıcı bir şeyler yemek iyi. Bununla birlikte peynir çok yanlış bir seçim olur. Bizim sandviçlerimizde sadece avokadoluydu, Peru zaten cennet onlar için, götürmemiştik oradan almıştık videoda da görünüyor zaten :)Dolayısıyla bence yine de midenin suyunu çekecek bir şeylerin midede olması iyiydi ama belki avokadosuz olsa daha iyi olabilirmiş :)






  Ben biliyorum, takipçilerinizde elbette ki biliyorlar fakat unutanlar ve yeni öğrenecekler için anlatayım kısaca, İran’da 2 hafta kadar kaldınız ve bu süre içerisinde Duygu kendisine bir sabah muz dürüm yaptı :) Bunu sana yaptıran ne oldu, İran’ın yeme kültüründen kısaca bahsedebilir misin bize?


Duygu: (Gülüyor) Ben dayanamadım, İran’da her gün aynı şeyi yemekten çoksıkıldım ve aynı zamanda kendimce bazı şeyleri minimumda tüketmeye çalıştığım için de İran’daki yemekler beni onuncu gün müydü on dördüncü gün müydü, gerçekten zorladı ve çaresizlikten bir muzu dürüm yapıp üstüne bal koyup kendime öyle bir kahvaltı hazırladım. İran’daki yemekler prensipte Türk yemeğine benziyor oldukça ama hep böyle bir varyantı var, mesela dolma görüyorsunuz ama dolmanın içinde safran, kakule gibi çok farklı baharatlar var. Aslında çok tanıdık, görüntüsü aynı, içindekiler aynı ama içine o aromatik baharatlar girince daha farklı bir tat alabiliyor. Birde yemekler aşırı yağlı ve biz ikimizde az yağlı yemeye çalışıyoruz ve belli bir yerden sonra gerçekten zorlandık.





Birbirinizi tanımadan öncesi ve sonrasını düşünmenizi istiyorum şimdi, damak tadı olarak değişen bir şeyler oldu mu?


Duygu: Çok güzel soruymuş :) Elbette çok etkiledik birbirimizi bu konuda. Benim mesela hayatımda pek kırmızı et yoktu, Bilgehan’la birlikte hayatıma ağır bir şekilde kırmızı et girdi. Tantuniyi ömrümde yememiştim, Bilgehan’la birlikte hayatıma tantuni girdi. 

Diğer taraftan da Bilgehan’ın somon, avokado, kinoa ve hardalla pek arası yoktu. 

Bunların hepsi hayatına benimle birlikte girdi ve şimdi hepsini çok seviyor. Hala aslında damak zevklerimiz çok farklı, onun dünyada en sevdiği yemek tantuniyken ben az önce söylediğim eksenlerde bir şey seçerim; sebze, deniz ürünü gibi. Dediğim gibi bu anlamda damak zevklerimiz çok farklı hala ama birbirimize kesinlikle çok fazla şey kattık. Bir yerde buluşuyoruz yine de ben bir gün onunla tantuni yiyorum, o da bana başka bir gün kinoayla vs. eşlik ediyor. Yani aslında ben böyle yaramazlık yapacak olduğum zaman Bilgehan’a eşlik ediyorum, o da günah çıkaracağı zamanlar benim tarafıma geliyor. :)






Bu güzel röportajın sonunda geçtiğimiz günlerde ‘’Sosyal Medya Ödülleri’’nde en iyi blog seçilen Biz Evde Yokuz’u kutluyor ve yollarının hep açık, apaçık olmasını diliyorum :)

Sevgiyle kalın…






Biz Evde Yokuz’u takip etmek için: http://www.bizevdeyokuz.com/



Daha fazlası için: http://www.izanisik.com

2.12.16

Avokadolu Beluga Mercimek Salatası

Merhabalar,
En son yayınladığım yazıda kuru baklagillerden bahsetmiştim hatırlarsanız.
Bugünde güzel bir kuru baklagilden bahsedip tarif vereceğim efendim.
Beluga mercimek ismini duymamış olabilirsiniz, belki siyah mercimek daha tanıdık gelebilir.
Bu mercimeğe beluga denmesinin sebebi mersin balığından elde edilen beluga havyarına benzediği içinmiş.
Ülkemizde beluga mercimeği üreten bir firmanın web sitesinden okuduğum tarihçeye göre bu mercimeğin kökleri taa 8000 yıl öncesine, Anadolu-Mezopotamya'ya kadar dayanıyormuş.
Benim fikirlerime ve besin değeri hakkındaki düşüncelerime gelirsek de beluga mercimek, hem harika bir lif deposu hemde mükemmel bir kompleks karbonhidrat alternatifi.
Hem de o kadar leziz ki anlatamam :)
Bu mercimeğin yeşili, turuncusu aynı işlevi görmüyor mu diye düşünenleriniz olabilir, biraz haklısınız fakat bu daha çok yeni tatlar, yeni renkler arayanlara göre bir besin.
Ayrıca şu var ki beluga mercimeğe siyah rengini veren ''antosiyanin'' isimli bir madde var.
Antosiyanin, koyu renkteki (siyah, mavi, koyu kırmızı) besinlere rengini veren bir pigment ve aynı zamanda antioksidan özelliğe sahip.
Bir de beluga mercimeğin diğer mercimeklerden farkı piştiği zaman şeklini kaybetmemesi, yani göründüğü gibi boncuk boncuk kalıyor.
Bence çoğu yemekte kullanılabilecek bir besin. Çorbası da harika oluyor fakat ben bugün salata tarifi vereceğim sizlere.
Bu salata hem kompleks karbonhidrat içeriğiyle  tok tutuyor, hem lif içeriğiyle bağırsak sağlığına destek oluyor hem de içeriğindeki avokado sayesinde E vitamini almamızı sağlıyor. Sözü açılmışken E vitamini de kalp-damar sağlığı, göz sağlığı ve hafıza sağlığı açısından pek bir işlevli efendim :)
Son olarak tarife geçmeden önce 100 gram beluga mercimeğin besin değerlerini sizinle paylaşacağım.

100 gram Beluga Mercimek
56 gram karbonhidrat
28 gram protein
 14 gram lif
 2,5 gram yağ
384 kkal




Avokadolu Beluga Mercimek Salatası

Malzemeler
1 avokado
4 kaşık çiğ beluga mercimek (50 gram)
Yarım bağ semizotu
1 küçük turp
Limon
Tuz
Sumak

Yapılışı
4 kaşık beluga mercimek üzerini iki parmak geçecek kadar su ile haşlanır. Yaklaşık 20-25 dakikada haşlanıyor. Daha sonra doğranmış semizotu, avokado ve haşlanmış mercimekler; limon, tuz ve sumakla iyice harmanlanır. Salatanın en üstüne turp rendelenir ve bu şekilde servis edilir.
Afiyet olsun. :)

Daha fazlası için: www.izanisik.com

25.11.16

Antalya Usulü Piyaz

Merhabalar efendim,
Kasım ayı bitti bitecek ancak yetiştim.
Önceki gün bir cümle içerisinde ''gelelim kuru fasulyenin faydalarına'' dememle, annemin mutfakta ıslattığı fasulyeyi görmem bir oldu ve tahmin edeceğiniz gibi gerisi
beynimde çakan şimşekler filan :)
Şimdi önce kuru fasulye vesilesiyle ben sizlere kuru baklagillerden kısaca bahsetmek istiyorum sonrasındaysa bir Antalyalı olarak Antalya Piyazını anlatmak, ne dersiniz? :)




Kuru baklagiller aslında hem yüksek protein hem de yüksek karbonhidrat içeriklerinden ötürü et gurubuyla ekmek grubunun kesişim kümesi elemanıdır. 
Yani her iki gruba da dahildir.
Kuru baklagil dediğimizde nohut, mercimek, bakla, fasulye, börülce aklımıza ilk gelenlerdir. Bunların tanelerinin dış kısımlarında posa, iç kısımlarında ise nişasta
bulunur. Kuru baklagillerin yağ içeriği düşüktür ve çoğunlukla çoklu doymamış
yağ asitlerinden oluşur. Kuru baklagillerin protein değeri yüksektir, fakat protein kaliteleri düşüktür.  Bunun nedeni elzem aminoasitlerden kükürtlü
aminoasitlerin sınırlı, posa içeriklerinin yüksek olması ve sindirilme güçlüğüdür.
Bu yüzden i
yi pişirme, kolay bir sindirim açısından önemlidir.
Kuru baklagiller, belirli oranda tahıllarla karıştırılır ve iyi pişirilirse protein kalitesi yükseltilir.
Kalsiyum, çinko, magnezyum ve demir yönünden de zengindir. 

İyi pişirme ve C vitamini kaynağı sebzeler ile birlikte tüketilmeleri yapılarındaki
demir ve kalsiyumun biyoyararlılığını (vücutta kullanılmasını) arttırır. Kuru baklagiller
B12 dışındaki tüm B grubu vitaminler açısından da zengindir.
 Pişirme suyu dökülürse B vitaminleri ve mineraller kayba uğrar. Bu nedenle pişirme suları dökülmemeli veya farklı şekillerde (çorba, pilav gibi) değerlendirilmelidir.
Ve haftada en az iki kez kuru baklagil tüketilmesi gerekir. Özellikle posa içeriklerinin yüksek olması ve yağ içeriklerinin düşük olması nedeniyle kalp-damar ve diyabet hastalarının beslenmelerinde sıklıkla yer almalıdır.



Eveet gelelim şimdi piyazımıza...
Bizim burada şiş-piyazcılarımız meşhurdur. 
Şişçi'ye gittiğiniz zaman yanında mutlaka
piyaz söylenir, yumurtalı ve yumurtasız olmak üzere de 
iki çeşidi vardır.
Benim için yumurta, piyazda çok şart olmadığından dolayı ben yumurtasız yapıyorum, zaten tek farkı haşlanmış yumurtayı dilimleyerek piyazın üzerine koymak oluyor :)

Şiş+Piyaz  menüsüne besin grupları açısından baktığımızda da hem kuru fasulye, hem köfte, bir de yumurta olduğunda protein şenliği oluyor adeta, biraz da bu yüzden yumurta koymayı gerekli görmüyorum. Kaldı ki ben piyazı evde kendime genellikle bir zeytinyağlı sebzenin yanına yapıyorum. Fakat köfteyle harika bir çift olduklarını da söylemeden geçemeyeceğim.
Şimdi bu bilgilerle haydi bakalım piyaz yapmaya :)

Antalya Usulü Piyaz (2 Kişilik)
Malzemeler
8 yemek kaşığı haşlanmış kuru fasulye
3 yemek kaşığı tahin
1-1,5 limonun suyu
1 yemek kaşığı elma sirkesi
1 diş sarımsak
1 orta boy domates
1 avuç içi maydanoz
1 küçük boy soğan
Kimyon
Pul Biber
Az tuz


Yapılışı
Kuru fasulyeyi bir gece önceden ıslatıyoruz sonra bekleme suyunu döküp yeni bir suyla haşlıyoruz ancak haşlama suyunu dökmüyoruz diyerek buraları kısaca geçiyorum.
Şimdi asıl meseleye gelecek olursak işin püf noktası tahinli sosu hazırlamakta.
Tahini bir kaseye döküyoruz. Sonra üzerinden yavaş yavaş (ama baya yavaş yavaş) taze sıktığımız limonun suyunu eklerken bir yandan da hızlı hızlı karıştırıyoruz. Bunu yapmazsak tahinin oldukça sert bir hal aldığını göreceksiniz.
Daha sonra, önce biraz koyulaşan tahin-limon karışımı sonrasında sıvılaştığında içerisine 1 diş ezilmiş sarımsak, 1 yemek kaşığı elma sirkesi, 2 kaşık haşlanmış kuru fasulye, bir miktar (bunu kıvama göre kendiniz ayarlayabilirsiniz) haşlama suyundan ekleyerek blenderdan geçiriyoruz.
Sosumuza kimyon ve az tuz ekliyoruz ve diğer tarafta tabakta bekleyen haşlanmış fasulye ve doğranmış sebzelerin üzerinden döküyoruz. İyice karıştırıp biraz pul biberle süslüyoruz.
Afiyet olsun :)





''Eee bu sos tabağın kenarlarından taşmıyor'' diyenleri duyar gibiyim :) Aslına bakarsanız benim sosum eksik olduğu için ölçüleri bir miktar artırarak yazdım size içiniz rahat olsun fakat yine de yukarıda yazdığım ölçülerle yaptığınız piyazın 734 kkal olduğunu unutmayınız lütfen. Tarif iki kişilik olduğuna göre bir kişi için 367 kkal'ye denk geliyor.
Ve tahin, yağ grubundan bir besin olduğu için de1 yemek kaşığı 90 kkal enerji veriyor.
O yüzden ekstra zeytinyağı veya daha fazla tahin eklemeyiniz lütfen.
Yukarıdaki ölçüler gayet yeterli :)




Öte yandan ne demek istediğimi anlayamayanlar olacaktır onu da şöyle anlatayım bu fotoğrafta gördüğünüz Antalya'da bir şişçide önünüze gelecek olan yumurtalı ve bol soslu piyaza bir örnek :)Sanırım şimdi daha açıklayıcı oldu :)
Benden bu kadar sevgili okuyucularım, hepinize kocaman sevgiler...


Daha fazlası için: www.izanisik.com

31.10.16

Çocukluğumun Meyvesi: Amme (Trabzon Hurması)

Efendim yine yeniden merhabalar
Nasılsınız görüşmeyeli?
Ben iyiyim.
İyi olmak için çaba sarf ediyorum en azından ve başarıyorum da galiba
İyi olmak önemli
İyi kalmak önemli
Olumsuzluklara kulak asmamak, birinci kural bunun için
İkincisiyse size iyi gelen şeyleri bulup çıkarıp karşınıza oturtmak :)
Bazen de ufak yardımlar öyle işe yarıyor ki
Misal bana cümleleri iyi gelen insanlar var, hem de bazılarıyla hiç tanışmamış
olmamıza rağmen :)
O yüzden ben buna sonuna kadar inanıyorum, çağırdığımız şeyin gelip bizi bulacağına yani
Her neyse aman ne çok konuştum yahu
Birinizde ''ee gir hadi konuya demiyorsunuz''
Dediniz mi yoksa? :))
Neyse ben başlıyorum o halde
Bu yazının konusu benim için çok kıymetli.
İlk kez anneannemin evinde tanıştığım ve çocukluğumun en güzel meyvesi olur kendisi
(Hala da ağacını görünce dadanırım o ayrı mevzu tabi:) )
Amme, bilir misiniz ammeyi?



Bilmezseniz hiiiiçç şaşırmam çünkü bizde amme dense de başka yerde diyenini
 pek duymadım.
Anne tarafımın göçmen olmasıyla alakası var mı bu işin bilemiyorum, şuan aklıma geldi zaten bu da
Bir kaç göçmen arkadaşım daha var onlara sorayım en iyisi ben bunu :)
 Aranızda varsa bu konuda fikri olan yorum olarak beklerim :)
Şu halde ben Trabzon Hurması diyeyim siz Cennet Elması, ben Cennet Hurması diyeyim siz Japon Elması anlayın, hepsi aynı kapıya çıkıyor neticede :)
Gaziantep'te mesela sadece hurma denilir, ilk duyduğumda baya şaşırmıştım, hurma denince benim aklıma gelen Medine Hurması oluyor çünkü, o turuncu, leziz mi leziz meyve, benim için amme :))



Japon Elması denmesinin sebebinin aslında bu meyvenin anavatanının Çin ve Japonya olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Ülkemizde ise kıyı şehirlerinde Antalya, Hatay, Mersin ve tabi ki Karadeniz'de üretimi yapılmaktadır.
Trabzon hurmasının meyve yaprakları Uzakdoğu ülkelerinde tıbbi ilaç ve bitkisel çay olarak tüketilmekteymiş. Ünlü Japon yemeği 'Sushi' nin bazı çeşitlerinin hazırlanmasında ve tanence zengin çeşitlerin ham meyvelerinden elde edilen özün, boya ve ilaç sanayiinde değişik amaçlarla kullanıldığı da bir gerçek. Örneğin Japonya' da keresteler 'kaki-shibu' adı verilen ham trabzon hurması meyvelerinden üretilen boya ile kaplanmakta ve daha uzun ömürlü olmaları sağlanmaktaymış.
İsrail'de Hebrew Üniversitesi'nin araştırmalarına göre Trabzon Hurmasının yüksek tansiyonu düşürme ve kan yağları üzerinde olumlu etkisinin olduğuna dair bilgilerde bulunmakta.
Bununla birlikte güçlü bir antioksidan ve antibakteriyel etkilere de sahip.

Şimdi ben leziz bir besin dedim ancak aslında ammenin sevmeyeni de çok fazla.
Çünkü içerisinde çayda da bulunan tanen var ve miktarı oldukça yüksek, olgunlaşmamış bir amme yiyorsanız ağızda burukluk hissine sebep oluyor ve ilk kez deneyenler bunu ''değişik'' olarak tanımlayabiliyor :) Ancak meyve olgunlaştıktan sonra tanen kayboluyor ve tamamen yumuş yumuş, tatlıdan farksız bir besine dönüşüyor :)
Hatta iki türü vardır ammenin, bir çikolatalısı bir de sadesi :)
Çikolatalı da neyin nesi demeyin kimisinin içi kahverengili olur ve daha tatlıdır, onlara çikolatalı deniirr ;))



Hani bir söz vardır ya, güzel olan ne varsa zararlı diye işte Trabzon hurması içinde bu cümleyi şöyle söyleyebiliriz, güzel olan ne varsa kalorili :)
1 porsiyon meyveye eşdeğer gramaj miktarı ne yazık ki 50 gram.
Asıl kötü haber şu ki bizim gözümüze küçük görünen avcumuzu ancak dolduran bir ammenin gramajı ortalama 150 gram, yani 3 porsiyon meyveye eşdeğer.
Ve şeker oranı yüksek bir meyve olduğu için diyabet hastalarında dikkatli tüketilmesi gereken bir meyve. Diyabette diğer meyveler içinde geçerli olduğu gibi ammenin de olgunlaşmamış olanları tercih edilmeli ve 1 porsiyonunun 1/3 orta boy amme olduğu unutulmamalıdır.
Bir uyarım da böbrek hastalığı olanlar için, 100 gram Trabzon Hurması 310 mg potasyum içerdiği için eğer potasyumdan kısıtlı bir beslenme planı uyguluyorsanız, bu sizinde dikkatli tüketmeniz gereken bir besin.
Bununla birlikte beslenmenizde amme bulundurmak için iyi bir sebebiniz de var tabi ki, 100 gram amme 66 mg C vitamini içerir. 19 yaştan itibaren sağlıklı bir bireyin günlük C vitamini ihtiyacının  90 mg olduğunu düşünürsek 50 gram amme ile bu ihtiyacın 1/3'ünü karşılamak mümkün.
Ayrıca Trabzon Hurması iyi bir lif kaynağı olmasının yanı sıra kabuğundaki pigmentler sayesinde tümör önleyici etkilere de sahip.

(Not olarak şunu düşmek istiyorum, ''Ben Vikipedi'den baktım ama 100 gram Trabzon Hurması, 70 kalori ve 161 mg potasyum içerir, yazıyor'' demeyin. Çünkü Vikipedi güvenilir bir kaynak değildir. Doğru bilgiler olduğu kadar yanlış bilgilere de sıklıkla rastlıyoruz, özellikle besinlerin enerji değerleri ve içerikleriyle ilgili. Benim size yukarıda verdiğim değerler Mayıs 2016'da revize edilmiş değerlerdir.)

Trabzon Hurmasını sadece bu aylarda değil her vakitte tüketmek istiyorum diyorsanız bunu meyveyi kurutarak veya derin dondurucuda saklayarak yapabilirsiniz.

Bonus: Kaşıkla ezdiğiniz veya blenderdan geçirdiğiniz Trabzon Hurmasına 1 çay kaşığı kakao ve 2 tam ceviz içi ekleyerek hoş bir tatlı elde etmeniz mümkün. :)



Turuncunun enerjisi üzerinizde olsun, Kasım ayınız hayırlara vesile olsun efendim :)
Öperim, yazılarımı okuyan gözlerinizden :)
Sevgiyle kalın...

Daha fazlası için: www.izanisik.com

25.10.16

Mersin Bitkisi

Herkese merhabalar,
''Evlerinin Önü Mersin'' türküsünde geçen evi buldum bu hafta sonu ve hemen fotoğraf çekindim mersin yazıma görsel olsun diye :)
''Evlerinin Önü Mersin'' bir zeybek türküsü olduğundan dolayı, bende zeybek aşığı bir insan olduğumdan dolayı -Ege'de doğacakmışım ben yanlış olmuş orası kesin :)- benim için en sevdiğim türküler sıralamasında ilk üçte yer alıyor.
Şuraya da hemencecik bir video linki bırakıyorum ki o arka fonda çalarken sizlerde yazıyı okuyabilesiniz ;)

Not: Tolga Çandar'dan dinlemeyi de çok seviyorum bu parçayı ancak ilk tercihim Özdemir Erdoğan oluyor ;)

Mersin Bitkisi




Mersin; kışın yaprağını dökmeyen, ağaç veya ağaçcık formunda 5 metreye kadar uzayabilen, daha çok Akdeniz iklimine sahip Ege, Marmara ve Akdeniz bölgesinin sahil kesimlerinde doğal olarak maki formunda yetişen tıbbi ve aromatik bir bitkidir.  
Benim için ise çocukluğumda iğdeyle karıştırdığım ama buna rağmen ilk mersin yediğim günü ve anı unutamadığım çok hoş kokulu yaprakları olan bir meyve, mersin.
Latincesi Myrtus communis L. olan mersinin beyaz renkli olanına ''murt'', yabanilerine ise “çakal” da denilmekteymiş.
Mersin bitkisinin meyveleri küçüktür. Ancak bunların arasında, nispeten iri meyvelere sahip olan siyah meyveli tipler de vardır. Özellikle son yıllarda yüksek antioksidan kapasiteleri nedeniyle diğer siyah renkli meyvelerde olduğu gibi siyah mersine, kırmızı mersine ve yaban mersini adıyla bilinen maviyemişe (blueberry) ilgi hayli fazladır.



Siyah mersinin taze meyvelerine, Antalya'da semt pazarlarında Aralık-Şubat döneminde sıklıkla rastlanmak mümkün. Ancak taze meyvesinin raf ömrü uzun olmadığı için reçel, marmelat yapımı gibi yöntemlerle veya kurutma yöntemiyle daha uzun süre kullanılması sağlanmaktadır.
Ayrıca mersin bitkisi üzerine çalışmalar yapan bazı araştırmacılar İtalya’da
olduğu gibi siyah mersin meyvelerinden yapılacak mersin likörünün de önemli bir potansiyel
değerlendirme şekli olduğunu düşünmektedirler.

Mersin bitkisinin iri beyaz meyveli olanları daha çok taze olarak tüketilmektedir. Çünkü beyaz meyveli olanlar, hasat edildikten sonra aynı gün pazarlanmak durumundadır, aksi takdirde 
meyveler berelenmiş gibi rengi değişmeye ve kararmaya başlar. Bu da ürünün görselliğini olumsuz etkiler. Anlayacağınız, beyaz meyvelerin raf ömrü daha da kısadır o yüzden siz de bir mersin bitkisi bulduğunuzda dalından yiyiniz efenim :)


Mersin Üzerine Yapılan Çalışmalar
Mersinden elde edilen oligomeric acylphloroglucinol bileşiklerinin, kolesterol oksidasyonundan koruyucu etkiye sahip olduğu bulunmuştur (Rosa ve ark., 2008).

Ülkemizde yapılan çalışmalarda mersin yağının Salmonella (Gündüz ve ark., 2009) ve Escherichia coli (Sağdıç ve ark., 2002) patojenlerini inhibe edici etkilere sahip olduğu görülmüştür.

Mersinde bulunan myricetin maddesi sayesinde diyabetik tavşanların böbrek fonksiyonlarında bir iyileşme saptanmıştır. Benzer olarak mersin yapraklarındaki uçucu yağların normal tavşanlarda bir etkiye sahip olmamasına karşın diyabetik tavşanlarda hipoglisemik (kan şekerini düşürücü) etkiye sahip olmaktadır (Sepici ve ark., 2004). 
Ülkemizde mersin bitkisinden elde edilen uçucu yağların başlıca  bileşenlerinin, limonene, alpha-pinene, linalool ve linalyl acetate olduğu, güney sahillerimizden toplanan mersin bitkilerinde uçucu yağ veriminin daha yüksek olduğu saptanmıştır (Akgül ve Bayrak, 1989).

Mersin yapraklarından çıkarılan en önemli aktif maddeler myricetin ve myrtucommulone’dir. Bu maddeler antioksidan özellikleri nedeniyle oksidatif stresi önlemesinin yanı sıra, gram pozitif bakterilere karşı aktiftir. Ayrıca iltihap önleyici etkiye sahip olduğu ve kanser hücreleri üzerinde öldürücü etkisi olduğu konusunda bulgular saptanmıştır.
Son yıllarda, mersinin insan sağlığı üzerine olumlu etki yaptığını ispatlayan yukarıdakine benzer yayınlar sayesinde mersine olan talep artmıştır. 



Mersinin Sağlık Üzerine Etkileri

Buraya kadar okuduklarınızdan da anlayacağınız üzere beyaz mersin çok işlevsel olmamakla birlikte siyah mersin ve 
yaban mersini dediğimiz mavi yemiş antioksidan kapasitesi yönünden, C ve E vitaminleri yönünden zengindir. Antioksidan meyvelerin genel özelliği, hastalıklara karşı koruyucu etkisiyle bağışıklık sistemini desteklemesidir.
Bununla birlikte bu mersin türleri içerdikleri yüksek lif oranıyla da bağırsak dostu meyvelerdir.
Kuru yaban mersini tüketilecekse 1 porsiyon meyve ölçüsü 2-2,5 yemek kaşığıdır.
Taze yaban mersini tüketilecekse 1 porsiyon meyve ölçüsü 1 su bardağı kadardır.
''Her gün tüketin, çok sağlıklı, mucize besin'' gibi bir durum yok ortada, kaldı ki hiç bir besin tek başına mucize yaratmaz unutmayalım lütfen, beslenmenizde çeşitlilik yaratmak, alternatif sağlamak ve özellikle tazesini bulduğunuzda mevsiminde tüketmek önemli noktalar sevgili okuyucum.
Bugünlük de benden bu kadar, kendinize çok çok iyi bakın...
Sevgiyle kalın...

Daha fazlası için: www.izanisik.com