28.12.14

Hoş Gel Lütfen Yeni Yıl!

Merhabalar Dietos'un yolunu gözleyenler :)
Uzun vakit aldı yeniden kavuşmamız farkındayım ancak bazen olur ya bir şeyler söylemek istersin ama söyleyemezsin, takılı kalır bir yerde sözlerin.
Bana da ondan oldu işte.
Neden bilmiyorum desem; yalan söylemiş olurum, o yüzden demiyorum.
Fakat sonuç olarak buradayım :)
Yeni yıl hazırlıklarınız nasıl gidiyor? 
Çok az bir süre kaldı nihayet yeni yıla girmemize. Nihayet diyorum çünkü 1 aydır gün sayıyorum ben resmen.
Nedenini merak ediyorsanız eğer ben biraz meraklıyım yeni yıla. Evet tam tabiri bu olsa gerek :)
Çok seviyorum yeni yıl hazırlıklarını çünkü ister istemez çoğumuzda bir heyecan bir kıpırtı yarattığına inanıyorum.
''Yeni'' bir şey sonuçta, aynı zamanda ''umut'' çağrışımı yaptığı için belki de bu kadar çok seviyorum.
Sevmek güzel şey zaten diyerek tam bu nokta da dinlemeniz için bir video bırakıyorum buraya...



Hepimiz yaparız ya hani ''nasıl geçti bu yıl, neler yaptım , neleri yapamadım da erteledim'' şeklinde iç muhakemeler.
Bende onu yaptım bu sabah.
Düşündüm de, elimden geleni yaptım bu yılda... Olmak istediğim yerde olmak adına her fırsatı değerlendirdim.
Şükretmenin verdiği rahatlamayı ve mutluluğu bir diyaliz hastasının gözlerinde gördüm.
Ve farkında bile olmadan sahip olduğum her şeye şükrederken buldum kendimi o günden bu yana.
Teşekkür ettim hep.
Kendime bile teşekkür ettim.
Aynada gördüğüm yansımam beni memnun ettiği için.
Zaman zaman ters düştüğüm de oldu kendimle ama tercihler benimdi, o yüzden kabul ettim kendimi de böyle...
Çok şaşırdım insanların karakterine.
Sonra vazgeçtim. Onları da öyle kabul ettim, kimi çıktı hayatımdan, kimi de kaldı.
Ama kimseye yok nefretim.
Herkes yerinde sağ olsun.

Yine en çok hayal kurdum tabi bu yıl :)
Güzel hayaller.
Ve siz hep vardınız hayallerimde, sevgili okurlar.
Çünkü Dietos'ta bir hayal ürünü.
Dietos'un isim babasına çok teşekkür ediyorum buradan da :)
Bu bloğu açmak belki de bu yıl yaptığım güzel şeylerin başında geliyor.
Ben konuşuyorum, anlatıyorum ama sizler okuyorsunuz ya okuduğunuzu biliyor ve görüyorum ya işte o benim en keyif aldığım kısım.
Bir okuyucum vardı hatta bloğa uzun süre yazı koymadığım için sitem etmişti bana, ona da sevgilerimi yolluyorum buradan. Çünkü sevdiği bir şeyden mahrum kalmıştı benim yüzümden ve rahatsızlığını dile getirmekten çekinmedi.

Sonra...
Sonrasını boş verin artık çok konuştum.
Hadi biraz da yılbaşı gecesinden konuşalım :)



Öncelikli tavsiyem, yılbaşını en sevdiklerinizle geçirmeniz ve mümkünse bir yılbaşı ağacı edinmeniz yönünde.
Uygun fiyatlı, kullandıktan sonra çok fazla yer kaplamayacak şekilde kutusuna kaldırılabilecek suni bir çam ağacı, yılbaşı gecesi için olmazsa olmaz bana sorarsanız :)
Bir diğer tavsiye ise tabi ki beslenme yönünde, netice de yazının başından bu yana belli olmasa da bu bir sağlık bloğu yazısı öyle değil mi?? :))
Size tavsiyem gecenizi aşırı yiyip-içerek kötü bir anıya dönüştürmemek yönünde olacak.
Şişenin dibine vurup, ne var ne yok yiyerek mutlu girmiş olmayacaksınız yeni yıla, muhtemelen girdiğinizi fark etmeyecek bile olabilirsiniz.
O yüzden yediklerinizi küçük miktarlarda tutarak, tüm geceye yayarak ve sevdiklerinizle paylaşarak daha ölçülü miktarlar tüketebilirsiniz.
Hatta akşam yemeğinizi oldukça hafif tutarak gecenin ilerleyen saatleri için de tüketeceklerinizi planlamanız sizin yararınıza olacaktır.
Sonraa efendime söyleyeyimm mutlaka meyve tüketin o akşam.Güzel ve farklı renklerden meyvelerle hazırlanmış meyve tabakları hem gecenize keyif katacak hem de sizin sağlıklı bir besin tükettiğiniz için, içinizin rahat etmesini de sağlayacaktır.
Eğer yılbaşı gecenize kestaneli tatlar katacaksanız, 3 orta boy kestanenin 1 dilim ekmeğe eşdeğer olduğunu unutmadan porsiyon miktarınızı ayarlayabilirsiniz.
 Alkol tüketecekseniz eğer, kadınlar için bir birim, erkekler için ise iki birim alkol ölçülü olacaktır.
Bir birim alkol; bir kadeh şarap, bir kadeh rakı, 330 cc bira, küçük bir kadeh likör... demektir.

Gelelim bir diğer öneriye.

Farkında olun.

Bulunduğunuz anın, bulunduğunuz yerin ve zamanın, hislerinizin, sahip olduklarınızın ve tükettiğiniz yiyeceklerin vesairelerin :) farkında olun.
Ve son öneri: Eğlenin. Bol bol gülün, dans edin ve eğlenin :)

Yeni yılın ilk günü???

Yeni yılın ilk gününü toparlanma süreci, geçiş günü gibi düşünebilirsiniz ;)
Gecenin yorgunluğunu üzerinizden atıp normal beslenme planınıza dönmek için bugünü iyi değerlendirmelisiniz.
Kaçta uyuyup uyandığınıza göre değişecektir fakat ben şöyle söyleyeyim, siz kendinize göre biçimlendirin bunu.
Uyandıktan sonra ilk yapacağınız şey yarım saat içinde 1 bardak su tüketmek olsun.
Çünkü uzun gece boyunca içilen içecekler su tüketiminizi etkilemiş olacaktır.
O yüzden yeni yılın ilk gününe su içerek başlayın.
Daha sonrasında hafif bir kahvaltı mutlaka atlanmaması gereken bir nokta.
Acıkma potansiyelinize göre, ara öğün yapmadan yine bol bol su tüketerek 3-4 saat sonrasında normal tükettiğiniz miktarlarda bir ana öğün ile günün geri kalanında normal beslenme düzeninize dönmüş olacaksınız bile.


(Yılbaşı ağacınızı illa ki satın almanız da gerekmiyor gördüğünüz gibi;) )

Bir de yeni yıla dair söyleyeceklerim var:
Hayatta önemli gelen şeyler değişkendir ama bence şimdi söyleyeceğim şey de en üst sıralarda yer alıyor.
Kötü zamanlar geçirebiliriz, kötü zamanlardan da geçebiliriz.
Ama gülmeyi eksiltmeyin hayatınızdan.
Sevmeyi başucunuzda tutun daima.
Korkmayın sevmekten.
Yeni yılda da bol bol sevin, bol bol hayal üretin (çok çok uçuk bile olabilir, ama hayal sizin, sınırlarınızı kaldırın), bol bol gülün; gülümseyin, yolda gördüğünüz çocuğa; ''günaydın'' deyin sabah kapıda gördüğünüz komşunuza (o demeyebilir, suratı asık asansörünü bekleyebilir veya sizi bir önceki gece çok rahatsız ettiği için çekinmişte olabilir ama geçsin gecenin sabahında öfkeniz, yine de günaydın deyin ona); ''kolay gelsin'' deyin ki işini yapan bir insana, kolay gelmese bile yapmakta olduğu iş, bir gülücük yerleşsin yüzüne ve inancı olsun devam etmeye...
Güzel dilekler, güzellikler bizlerle birlikte artacak, o yüzden bunları bulundurun hayatınızda daima...
Güzel olmaktan, güzel kalmaktan vazgeçmeyin 2015 yılında da.
NOT: Son olarak size bir de video çektim :)
Hepinize mutlu yılllaaaarrr :)))
video

29.11.14

Balıkçı Dietos :)

Şu günler yazmaktan ziyade okumaya sığındığım günler.
Zihinsel ve ruhsal yorgunluğuma, yazmak kadar iyi geliyor, okumakta.
Sebebini bile bilmediğim halde var olduğunu hissettiğim ve sonuca bağlayamadığım olayların içinde kaybolurken, oturdum bir kitap okudum, hiç yerimden kalkmadan.
Sonra geldim yazıyorum işte.
Okumayla yazmayı ayıramıyorum birbirinden.
Ve bunu yazarken de ilkokul yıllarımı hatırlıyorum.
Okumaya başladıktan sonra günlerim kırtasiye ve ev arasında mekik dokuyarak geçmeye başlamıştı.
Her gidişimde bir kitap alır, eve gelir gelmez okumaya başlayıp bitirince yenisini almak için tekrar yollara düşerdim.
Erken sökmüştüm okumayı ben.
Eski karnelerimin yanında bu sebepten bir teşekkür notum da var İlknur Öğretmenimden.
Dünyanın en tatlı insanlarından bir tanesi.
Evi geliyor gözümün önüne, gerçi o evde oturdu benim tüm ilkokul öğretmenlerim zaten.
Dış kapıdan girince sağdaki ilk oda ailenin en minik ferdine aitti.
Her gidişimde ''hav hav'' sesini duyar ama kendisini görmezdim hiç.
İsmini hatırlayamıyorum ama nedense.
Neyse...

Madem size hatıralarımdan bahsettim, o zaman bu konumuzu da hatıralarım belirlesin.
Öğretmenim balık sevmezdi benim, öyle hatırlıyorum.
Ama ben...
 Ben o kadar çok severim ki.
Sevmekten öte bir durum benimki hatta :)
Porsiyon konusunda kendimi tutamadığım iki besin varsa bir tanesi tatlı diğeri de tahmin edeceğiniz üzere balıktır :)



Neden balık yiyelim?
Balık yiyelim sevgili okurlar çünkü balık yersek omega-3 alırız.

Ne işe yarar omega-3, nedir omega-3?
Öncelikle omega-3 dediğimiz çoklu doymamış elzem bir yağ asitidir.
Bu yağ asiti vücudumuzda üretilmez, dışarıdan besinlerle almamız gerekir.
Ne işe yaradığına gelirsek, sadece omega-3 üzerine size apayrı bir yazı yazacağım fakat buradan ön bilgilendirme yapmış olayım.
Omega 3 sayesinde kalp hastalıklarıyla ilgili olarak  trigliserit ve kolesterol düzeyi, ateroskleroz (damar tıkanıklığı) ve buna bağlı kalp krizi ve akut inme riski azalır. Bunun yanı sıra ise bağışıklık sistemimiz güçlenir. Kansere karşı koruma sağlanır.

Peki biz bu omega -3'ü en çok hangi balıklardan alabiliriz diye de sormak gerekir.
Cevabı da şöyledir; 
Somon, uskumru, ringa, sardalye, samur balığı, hamsi ve çiftlik istiridyeleri en çok omega-3 içeren balıklardır.

Daha başka ne faydası vardır balık tüketiminin bizlere? 
Yapılan çalışmalar göstermiş ki, hayatı boyunca hiç tüketmeyen veya çok az balık tüketen insanlar, düzenli olarak balık tüketenlere göre Alzhimer Hastalığına %60 daha fazla yakalanıyormuş.

Kırmızı kan hücrelerinin üretimi için gerekli olan B12 vitamini açısından zengin olan balık DNA üretiminde de faydalı etkiye sahiptir.

Sindirimi düzenlemeye yardımcıdır.

Yıpranan dokularımızın yenilenmesini sağlar.

Retinanın sinir gelişimine katkıda bulunur ve görmeyi kuvvetlendirir.

Kas ve doku gelişimimiz üzerinde olumlu etkisi vardır.


Ne kadar tüketelim?
Mümkün olduğunca haftada 2 kez balık tüketilmesini öneriyoruz sevgili okurlar.
Anne adayları için ise bu şekilde tüketim çok daha mühim. Çünkü bebeğin beyin ve sinir gelişimi için çok önemli bir yere sahip balıktan alacağı omega-3 yağ asidi ve folik asit.

Dikkat!
Bazı balıklar özellikle derin su balıkları yüksek oranda civa içermektedir.
 Bu yüzden gebelikte civa zehirlenmesi riskini önlemek için gebe kadınların tüketmesini istemediğimiz, bebeğin bilişsel gelişimini olumsuz yönde etkileyen yüksek civalı balıklar şunlardır: Köpek balığı, kılıç balığı, kral uskumru.

Anne adaylarımız korkmadan ton balığı, somon balığı, hamsi, sardalye, istavrit gibi balıkları tüketebilirler.


Balığı nasıl pişirelim?
Balığın en sağlıklı pişirme tekniği ızgara, fırınlama veya buğulamadır.

Bir de küçük not benden sizlere, ''yoğurtla balık zehirler'' şeklinde genel bir kanı var biliyorsunuz. Ancak bu tam anlamıyla doğru değil. Tükettiğimiz balıklar mevsiminde olduğu sürece, taze ve iyi temizlenmiş olduğu sürece yoğurtla yeseniz de zehirlemez sevgili okurlar.

Benim bugünlük söyleyeceklerim bu kadar :)
Sizlere kocaman sevgilerimi yolluyor mutlu ve sağlıklı günler diliyorum...

9.11.14

Nar Tanesi Tanesi de :)

Çok yazmak istiyorum bu aralar.
Gördüğüm her boşluğa yazmak, akıtmak içimden geçenlerden bir kaç kelime, duyurmak gönlümün sesini birilerine.
Nedenini ben çok iyi biliyorum da size nasıl anlatsam onu bilmiyorum.
Yeri değil.
Zamanı yok.
Kişisi iki tane ama çoğu zaman tek.
Her neyse.
Ne anlatmaya geldim bugün ben size diye sorasım geldi.
''Şimdi ben buraya neden çıktım? Niçin çıktım? Nasıl çıktım? Bunu izaha gerek yok. Gördünüz yürüdüm ve çıktım. Ama çıkmamışta olabilirim. Çıkmışsam çıkmışımdır, çıkmamışsam çıkmamışımdır'' yani hatta :)
O derece bilmeden, kalbimin sesiyle geldim, başladım yazmaya.
Böyle ağırken ruhum, sizlerin ruhunun hafif olduğunu düşünmek istiyorum.
Kendime mutluluk payı çıkartabilmek, bir yerden tutunup uçabilmek için maviye.
Mavi iyidir, güzeldir.
Kırmızı da iyidir.
Kırmızı demişken, ben size kırmızı bir şey anlatayım bugün en iyisi.
Kırmızı ne var şimdiler de?
Tamam buldum, bugün de çıkardık konuyu.
Darısı henüz yazılmamış olanların başına.
Hadi buyurun :)

Seçtiğim konu çok bereketli bir konu.
Hem de paylaşılmaya çok müsait.
Onu yerken hem paylaşırsınız hem de siz paylaştıkça çoğalır o artar, öyle bereketlidir.
Ne mi bu?
E nar canımmm. :)



Nar deyince benim aklıma hep babam gelir.
Çünkü her kış oturur, bir güzel o narları ayıklayıp, şişe şişe nar suyu sıkıp, buzluğu doldurur.
Yazın da öyle güzel olur ki onları içmesi, serin serin, buz gibi.
Canım da çekmedi değil hani :)
Yani demeye çalıştığım ben pek bir severim narı.
Sevilmeyecek gibi mi zaten?
Öncelikle nar, güçlü antioksidanlardan biridir.
Bu sayede bağışıklık sistemimize destek olarak bir çok hastalıktan korunmamızı sağlar.
Narın, meme kanseri ve prostat kanserini önlemede rolü olduğuyla ilgili araştırmalar bulunmasıyla birlikte kanser hastaları nar tüketirken dikkatli olmalıdır.
Narı ,tane olarak veya nar suyu olarak tüketmeleri en uygunudur.
Çünkü narın kabuğundaki beyaz zarımsı kısmı kanser ilaçlarıyla etkileşime girebilmekte ve tedaviyi olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
Nar, C vitaminiyle beraber yapısında B vitaminlerini, demir, fosfor, sodyum, çinko ve magnezyum minerallerini de içerir.
Bir çay bardağı (100 ml) nar suyu günlük C vitamini ihtiyacımızın %16'sını karşılamaktadır.

Narın bir diğer yararına gelecek olursak kalp-damar sağlığımızın korunması için önemlidir.
Türkiye'deki hastalık kaynaklı ölümlere bakıldığında ilk sırayı kardiyovasküler hastalıklar almaktadır. Bu anlamda kalp ve damar sağlığının korunması son derece mühimdir.
Nar da, bunu içeriğindeki antioksidanlar ve lifler sayesinde yapıyor aslında.

Ve tabi ki -hanımlar burayı dikkatli dinleyiniz :)- güzelliğinizin sürmesinde ve artmasında da nar sizin yol arkadaşınız.
Nar çekirdeğinin antioksidan ve kollajen yapımını uyarıcı etkileri sayesinde hem cilt kanserinden koruyor hem de cildimizi güzelleştiriyor.

Yani kısacası nar bizim için hem önemli hem de lezzetli bir besin.
Bence hazır mevsimiyken bol bol tüketin. Tabi bol bol dedik diye abartıp bir koca narı tek başınıza tüketmeyin lütfen :))
Paylaşımcı olun biraz. 80-100 gram arası bir gün için uygundur mesela. O da neye denk gelir, 1-1,5 çay bardağı nara ;)
Hadi afiyet olsun.
Paylaştıkça artırın sevginizi, arttıkça sevginiz daha çok paylaşın her şeyinizi :)
Sevgi dolu kalplerinizden öperim.

Hayat Ağacı/Zeytin Ağacı

Bu sabah keyifsiz uyandım.
Nedenini bilmediğim halde mutsuzdum.
Birlikte uyuduğum şiir kitabımı alıp, 10-15 dakika okudum ve bitirdim.
Başa döndüm, kitaba ismini veren ilk şiiri tekrar okumak için.
O zaman anladım, neden keyifsiz olduğumu.
Üzerime düşen bir şey vardı ve ben onu yapmamıştım.
Huzursuz uyuyup uyanmıştım çünkü uyumadan önce en son o konu hakkında konuşmuştum telefonda kuzucuğumla.

Ne var son zamanlarda gündemde?
Hangi canlı katliamı var?
Hangi insanlara zulüm ediyorlar yine?
Evet, Yırca Köyü'nden bahsediyorum.
Katledilen 6000 zeytin ağacından bahsediyorum.

Yırca köylüleri "'Burada dedelerimizden kalan asırlık ağaçlar vardı. Bu ağaçların hepsi katledildi. Bir zeytin ağacı 20 yılda yetişiyor. Biz şimdi ne yapacağız?" demiş.
Soruyorum sizlere, bir cevabınız var mı?
Benim yok şahsen.
Çünkü o kadar acı verici ki bunları görmek, yaşamak, bu acı karşısında söylenecek hiç bir söz yok bence. Olmamalı. Mesela kurmamalısın ''zeytini marketten alırsın ama'' diye başlayan o cümleyi. Düşünmelisin önce zeytin markette mi yetişiyor diye.


Resimde gördüğünüz, Hacettepe Üniversitesi tarafından oluşturulmuş olan dört yapraklı beslenme yoncasıdır.
Yonca modeli, şans getirsin diye seçilmiştir.
Peki etrafındaki zeytin dalları ne için mi var?
Barışı simgelediği için.

Zeytinyağı, %77 oranında tekli doymamış yağ asidi, %9 oranında çoklu doymamış yağ asidi ve %14 oranında da doymuş yağ içermektedir.
İçerdiği tekli doymamış yağ asitlerinin de ağırlıklı olanı ''oleik asit'' tir.
Ne işe yarar oleik asit?
Kalp-damar hastalıklarından korunmada müthiş bir öneme sahiptir.

Zeytinyağı, kansere karşı koruyucu antioksidanlara sahiptir, yaşlanmayı geciktirir, kemik sağlığına katkıda bulunur, sindirim sistemi sağlığı için gereklidir, karaciğeri korur, çocuklarda diş gelişiminin tamamlanmasında önemli bir yere sahiptir...
Aynı zamanda zeytinyağı kolesterolün bağırsaktan emilimini azaltan bir madde içermesi özelliğiyle de tektir.
Kandaki kötü kolesterol (LDL-Kolesterol) seviyesini düşürüp iyi kolesterolü (HDL-Kolesterol) yükseltmede görev yapar.

A, D, E, K vitaminleri açısından zengin olan zeytinyağı kalsiyum kaybını da engellemektedir.

Biz Akdeniz'de çok kullanırız bu yağı. Aynı zamanda Ege'nin vazgeçilmezidir zeytinyağı.
Şimdi kıymeti daha iyi anlaşılıyor, diğer bölgelerde de artıyor kullanımı diye sevinirken siz bizim ağaçlarımızı kesiyorsunuz ya; hep zararsınız, hepten zararsınız ve hepimize zararsınız.



Cennette iki tane ağaç olduğuna inanılırmış.
 Bir tanesi incir ağacı, gerçeği temsil eden; diğeri ise hayatı temsil eden zeytin ağacı. İslamiyette zeytin dünyanın ekseni, zeytin dalı ise Hz. Peygamber'in sembolü olarak kabul ediliyor.
 Kutsaldır çünkü tanesinden elde edilen zeytinyağı, nur misali ışık kaynağını temsil eder.
 Hristiyan inanışına göre tufandan sonra biten ilk ağaç, zeytin ağacıdır. 
Tanelerinden elde edilen kutsal yağ öyle değerlidir ki, Yahudi krallar gibi Hristiyan rahiplerin de onunla kutsandığı biliniyor. 
Efsanelere göre Roma İmparatorluğu'nda da zeytin hayatın anlamıdır.
Yani zeytin ağacı var her dönemde ve her dinde.
Hayat demek zeytin ağacı.
Şimdi size sesleniyorum, 6000 hayatı termik santral uğruna alan caniler, Yırca Köyü'nün hayatını söndüren caniler, bu yanınıza kalır mı sanıyorsunuz?
Hayatın kendisini yok edince hayat kalır mı sanıyorsunuz?
Doğa Ana bunu unutur mu sanıyorsunuz?
Akdeniz efsanelerinde zeytin ağacı ''Ölmez Ağaç'' olarakta bilinir.
Siz onu toprağından sökmüş olabilirsiniz ama o ölmez, unutmaz.



Fotoğraftaki ağaç, evimizin önüne kardeşimin kendi elleriyle diktiği zeytin ağacı.

Bende şimdi burada kahvaltımda o ağacın zeytinleri yiyorum.
Ayrı ayrı yerlerde de olsak zeytin tanelerinde bile hissedebiliriz bazı şeyleri...
Dilerim daha çok zeytinler dikersin kardeşim, zeytin demek hayat demekse daha çok hayat verirsin bu dünyaya sen.

''Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı'nın eliydi.
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
Çok şey görmüşüm gibi,
Çok şey geçmiş gibi başımdan,
Ah... dedim sonra
Ah!''

Didem Madak-Ah'lar Ağacı


1.11.14

Yoga

Merhabalar sevgili okurlarım :)
Neler yapıyorsunuz, keyifler nasıl görüşmeyeli, çoluk çocuk, eş dost akraba nasıllar iyiler mi?
Beni sorarsanız bu aralar çok iyiyim, gözlerim yolda beklerim hala modundayım :))
İyi  olan her şey paylaştıkça artar ya bende bugün buraya keyfinize keyif katmaya geldim.
Pozitif enerjimi size aktarayım da hep birlikte neşelenelim istedim :)
O halde başlayalım mı?
Haydi :)

YOGA VE SAĞLIK
Yaklaşık 1 yıl önce bu konuda bir sunum hazırlamıştım. Bilgisayarı karıştırırken dedim ki, hadi bunu blogumda da paylaşayım. Çünkü ben o sunumu inanılmaz bir keyif içinde hazırlamıştım. Zaten bana yoga deyin yeter o da ayrı mesele :))


Şimdi, yoga nedir sorusunun cevabı ile başlamak istiyorum ben.
Yoga, fiziksel ve zihinsel disiplinleri tarif etmek için kullanılan 
Hindistan kaynaklı bir sözcüktür.
Sanskrit dilinde ''yoga'' kelimesi pek çok anlama sahiptir: kontrol etmek, boyunduruk altına almak, birleştirmek anlamına gelen ''yuj'' kelimesinden türemiştir. Kavuşma, bir araya gelme, yöntem, karşılaştırma şeklinde çevrilebilir.
(Bunlardan banane diyeniniz varsa yarın öbür gün bir yarışma programında çıkar da ''Sağol Dietos'' dersiniz :)) )
Yoga uygulayan veya yoga felsefesini takip eden kişiye yogi veya yogini denir.

Çok farklı türleri olsa da yoganın temel amacı, insanı esir eden duygu ve düşüncelerden kurtularak kişinin yücelmesine yardımcı olmaktır. Yoga gerçekle olduğu gibi yüzleşmek demektir. Burada ve şimdi de olma bilimidir.

MEDİTASYON

Meditasyon, basitçe zihnimize doğru şeyleri düşünmeyi öğretmenin bir yoludur. Zihin ve bedeni sakinleştirerek iç gücümüzle temasa geçebilmemizi sağlar. Meditasyonun gerilimi azalttığı, hatırlama ve öğrenme yeteneğini geliştirdiği, enerjiyi ve iç sakinliği artırdığı yapılan deneyler sonucu pek çok kez kanıtlanmıştır.


Meditasyon sırasında tüm duyu ve hareket organlarının susturulması, çevrede tam bir sessizliğin olması gerekmektedir.

Kendimizle kalmak demektir kısacası. Kendi iç benliğimizle baş başa kalmak. Ve ben buna günümüzde çok sayıda insanın çok fazla ihtiyacı olduğuna inanıyorum sevgili okurlar.
Aslında benim sunumumda yoganın tekniğiyle ilgili çok daha fazla bilgi var ancak ben burada sizi bunlara boğmak istemiyorum. Eğer ilgilenen var ise benimle iletişime geçebilir daha teknik bilgiler için veya bu konuda araştırma yapabilir.

Şimdi Hatha Yoga'dan bahsedip yoga ve sağlık üzerine konuşmaya başlayacağız.

HATHA YOGA

Fiziksel ve zihinsel mükemmelliğin yolu olan Hatha Yoga, modern batı yaklaşımına göre öncelikle bir fiziksel terapi formudur. 3 temel adım üzerinde durur.
Pranayama (Nefes egzersizleri)
Asana(Yoga postürleri, duruşları)
Meditasyon

Pranayama: Prana, solunum hareketine neden olan güç, nefesteki canlılıktır. Nefes yoluyla pranayı alışveriş ise pranayamadır.

Düzgün nefes alıp verme vücuttaki bir çok fonksiyonun düzgün işlemesini sağlamaktadır.


Doğru nefes tekniği ile;

Kanın temizlenmesi, vücuttaki zehirli maddelerin atılması
Solunum esnasında akciğerlerin genişleyip daralması ile karın bölgesine yapılan masajın karaciğer ve böbrekler gibi organları olumlu etkilemesi
Göğüs kafesinin daralması ve genişlemesi sayesinde koroner damar tıkanıklıklarının önlenmesi
Kronik soğuk algınlığı, sinüzit, alerji, horlama vb. sorunların hafiflemesi söz konusudur.

Asana/Yoga postürleri: Asana, rahat duruş anlamındadır. 
Her bir asana, kendi grubuna göre fiziki yapıyı dengelemekte, esnetmekte, katı ve sert haldeki kas yapılarını gerektiği zaman sertleşecek şekilde uzun ve esnek hale getirmektedir.

Hatha Yoga çalışmaları bir zayıflama yöntemi olmamakla birlikte vücudun bu şekilde esnetilmesi onun gereksiz dokulardan kurtulmasını ve böylece form almasını temin eder.

Bedenle yaptığımız hareketler kaslarımız, kemiklerimiz, eklem ve tendonlarımız üzerinde etkili olduğu gibi, zihinsel ve ruhsal açıdan da beslenmemizi sağlar. Asanalar sayesinde iç organlarımız, kas ve sinir sistemimiz daha sağlıklı hale gelir.
    Asanaları uygulamaya başlamadan evvel bazı hazırlıklara ihtiyaç vardır. Bunlar asana uygulayacak kişinin ve uygulanacak yerin hazırlanması ile ilgilidir.
•En az 2 saat açlık gerekir. Bu nedenle yemek yedikten 3 – 4 saat sonra uygulama yapılır.
•Mesane ve bağırsaklar boş olmalıdır.
•Mümkün olduğu kadar burundan nefes alınıp verilir. Nefes alış ve veriş süresi eşit tutulmaya çalışılır.
•Duruşları yaparken yere kaymaz bir örtü serilir.
•Uygulama sırasında keskin kokular (tütsü, yemek kokusu, parfüm kokusu) olmamalıdır. Uygulama yapılacak odanın havası temiz olmalıdır.
•Duruşlar sırasında kendi kapasitenizin en uç noktasına kadar çıkın ancak gereksiz zorlamalardan kaçının.
•Basit, rahat ve bol giysiler giyiniz ve tüm takılarınızı ve saatinizi çıkarın.
Uygulama sırasında ani bir sancı yada ağrı hissederseniz uygulamayı durdurun ve Savasana pozisyonuna geçerek dinlenin.

Savasana pozisyonu resimde gördüğünüz pozisyondur.

           

Meditasyon: 
 Meditasyon esnasında kişilerin neşeli, güçlü duygular, zamansızlık hissi, farkındalıkta artış, zihinsel dinçlik, iyi olma hissi ve genel gevşeme hissettiklerini ifade ettikleri görülmektedir.

Harvard Tıp Fakültesi’nden Dr. Herbert Benson, meditasyonun insan sağlığını daha iyiye götürerek, meditasyon sırasında fiziksel değişimleri şu şekilde sıralıyor:
•Meditasyon yapanların kalp atışı, ortalama dakikada üç atış azalır.
•Solunum sayısı azalır.
•Bedenin oksijen tüketimi %20 kadar azalabilir.
•Kandaki laktik asit miktarı düşer ki bu da sinir krizlerini önler.
•Tansiyon normal düzeyini korur.

Yoga günümüzde insan hayatının bir çok döneminde tercih edilen bir uygulamadır. Bunlardan başlıcaları ;  Çocuk yogası, kalp yogası ve hamile yogasıdır.

ÇOCUK YOGASI NEDİR?


Çocuk Yogası, klasik yoga duruşlarının çocuklar için uygun standartlara dönüştürülerek uygulandığı; eğlence, disiplin, kendine güven ve sorumluluk duygusuyla birleştiği, bireysel ve eşli egzersizlerden oluşan hareketler bütünüdür.
Çocuk Yogası, çocuklardaki hayal gücünü, doğru nefes almalarını, esnekliği ve enerji dolu hallerini sürekli devam ettirmelerini sağlamaktadır. Hayal güçlerini kullanmaları okuldaki öğrenme becerilerini geliştirir ve enerjilerini doğru yöne yöneltmelerini sağlar. Çocuk Yogası, çocukların vücut yapılarının esnekliğinin korunmasını sağlar. Bununla birlikte, kasların kuvvetlenmesine, konsantrasyonun ve yaratıcılığın artmasına ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.


KALP YOGASI NEDİR?

Yogadaki hafif egzersizler kasları güçlendirir, nefes teknikleri kalbe daha kolay oksijen göndermeyi sağlar ve meditasyon da stresi azaltır.


   Araştırmalara göre, ameliyat sonrası üç-altı aylık dönemde yoga yapanların kan yağları, kan şekerleri ve tansiyonları daha iyi kontrol ediliyor. Daha az ilaç kullanımıyla tansiyonları düzene girebiliyor. Bu, yoganın stres hormonu adrenalini azaltıp, mutluluk hormonu endorfini artırmasının bir sonucudur.


Yoga, kalp ameliyatı geçiren hastaların günlük yaşamlarına daha hızla dönmelerini, ameliyat sonrası yaşanan depresyon dönemini geçirmeden hayata devam etmelerini sağlıyor. 
    Kalp yogasının klasik yogadan farkı ne? 
Yoganın içinde akrobatik hareketler de bulunmaktadır. Yüksek tansiyonu olan birinin üç dakika başını öne doğru eğip, ellerini arkaya doğru tutması doğru değildir. Bu nedenle kalp yogasında yoganın hafifletilmiş formu kullanılıyor.  



HAMİLE YOGASI NEDİR?            
Yoganın hamilelerde ve diğer insanlarda fiziksel ve ruhsal çok sayıda faydaları belirlenmiştir. Yoga fiziksel ve ruhsal bütünlüğü sağlamayı amaçlar. Yoga çalışmalarında çeşitli hareketler ve nefes alma-verme teknikleri uygulanır.




GEBELİKTE YOGA YAPILMASININ FAYDALARI:


      - Kaslara esneklik, kuvvet kazandırır.
  - Annenin, kendini fiziksel olarak daha formda hissetmesini sağlar.
  - Annenin, psikolojik ve ruhsal olarak daha iyi hissetmesini sağlar.
  - Doğum yolunu çevreleyen kaslar güçlenir.
  - Gebelikte en önemli kaslardan biri olan sırt-bel kaslarını güçlendirerek sırt-bel ağrılarını önler.
  - Gebelikte daha sağlıklı kilo almanızı sağlar.
  - Krampları azaltır.
  - Nefes alma ve verme teknikleri ile anneye nefes almayı öğretir, bu sayede anne doğumda daha iyi nefes alır ve doğum sırasında daha rahat eder.
  - Bütün egzersizlerde olduğu gibi doğum sonrası annenin vücudunun daha kolay toparlanmasını sağlar.

Diğer egzersizler gibi yogaya da gebeliğin 3 ayı bittikten sonra başlanılması önerilir. Doğuma kadar yapılabilir. Doğumdan sonrada egzersiz veya yoga yapılması anne vücudunun eski haline dönmesi açısından faydalı olacaktır. Tabi ki doktora danışıp mutlaka bir uzman eşliğinde yapılması önerilmektedir.

YOGA TERAPİ
Sağlık ya da sağlıklı olmak nedir?
    Sağlıklı olmak hasta olmamak değildir sevgili okurlar. Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı olmayı şöyle tanımlıyor. Fiziksel, zihinsel, sosyal ve ruhsal (spritüel) yönden tam bir iyilik hali = sağlıklı olmaktır.

Bu tanım nereden çıktı peki?

Ruhsal sağlığın iyi olabilmesi içinde alternatif tedavilerin lazım olduğunu kesin bir dille belirten Dünya Sağlık Örgütü, bu alanda en iyi desteğinde YOGA TERAPİ olduğu konusunda hemfikir oldu. Yoga Terapi İnsan sağlığına Sıralaması ile FİZİKSEL-MENTAL-SOSYAL-SPRİTÜEL anlamda etki etmektedir.



YOGA TERAPİ NELERİ BARINDIRIR?
•Kaygı ve Depresyonla Başa Çıkmada Yoga Teknikleri
•Stres Yönetiminde Yoga Tekniklerinin Kullanımı
•Kanseri Aşmak için Yoga Destek Programı
•Diyabet Sorunları İçin Yoga Destek Programı
•Kadın Hastalıkları için Yoga
• Omurga, Bel , Boyun Rahatsızlıkları için Yoga 

Gördüğünüz gibi yoga bir çok rahatsızlıkla mücadele etmede bir araç sevgili okurlar. Umarım başınızı şişirmemişimdir. Son olarak yoga ile neler elde edebileceğimizden bahsederek bu yazıma son vermek istiyorum.

Yoga bizlere ne kazandırır?

                  Mükemmel, hareketli, dengeli, esnek, sağlıklı bir beden               

Temiz, kuvvetli, sakin ve toparlanmış bir şuur
Arınmış, berrak ve keskin bir idrak
Çelik gibi bir irade
Sonsuz sevgi dolu bir kalp (ki bu bence çok önemli :) )
Dengeli, arzulu ve huzur dolu yaşama isteği
Toplum içinde herkesin iyiliğini ve huzurunu düşünen bir mantalite (buna da toplum olarak çok ihtiyacımız olduğu kesin)

İşte bunlara kavuşmak istiyorsanız yogaya başlamayı düşünebilirsiniz :)


Hepinize mutlu, huzurlu ve de esnek günler dilerim :)
Sevgiler...

31.10.14

Gripsav!

Benim güzel yürekli okuyucularım
Sizlere bu satırları hasta yatağımdan yazıyorum.
Dünden beri bir hapşuruk bir burun akıntısı, sormayın.
Çok fazla kafam çalışmıyor şu an o yüzden fazla lak lak yapamiyciğim ama bu hiç yapmayacağım anlamına da gelmez tabi ki ;)
Aslına bakarsanız ben önceleri pek hasta olmazdım ama ne hikmetse 2 yıldır çok başıma gelir oldu.
Grip mi dersiniz besin zehirlenmesi mi dersiniz yoksa yazın ortasında zatürre başlangıcı mı dersiniz, yani ne ararsanız var son yıllarda bende :)
Neyse Allah daha kötüsünden korusun diyorum, şükür ki kendi kendime bakacak gücüm de var sizlere yazacak kuvvetim de :)
Evet sevgili okurlarım bugün tahmin edeceğiniz üzere gripsavacağız.
E tabi ki hepinizin ilk aklına gelen bol bol C vitamini içeren besinleri tüketmek olacaktır.
Neden grip olunca veya olmamak için C vitamini tüketiriz peki?
Nedir C vitamini?


C vitamini antioksidan bir vitamindir.
Bu özelliği ile de bağışıklık sistemimize güçlü bir destekçidir.
Grip virüsünün vücudumuzda yayılmasını önlediği konusunda düşünceler de bulunmaktadır.
Aynı düşünceler yeşil çay için de geçerlidir.
Bildiğiniz gibi yeşil çay yaprakları da doğal olarak antioksidan içermektedir.
Bu yüzdendir ki yeşil çay tüketmenizi ben öneririm.
Özellikle yaseminli veya ballı yeşil çay favorimdir benim.


Peki C vitaminini nerelerden edinebiliriz?
Hepinizin aklına ilk gelen turunçgiller olacaktır sanırım.
Ancak turunçgillerden daha fazla C vitamini içeren bir kaç besin daha var.
Yeşil biber örneğin.


Fotoğraftaki boyutta 2-3 sivri yeşil biber günlük C vitamini ihtiyacımızı karşılar.
 Yani C vitamini yönünden oldukça zengin bir besindir yeşil biber.
Bir diğer C vitamini deposu besin ise kividir sevgili okurlar.




Kiviye dışındaki tüylerden ötürü önceleri dokunamazken artık bu durumu da aştığımı belirtmek isterim.
Kiviye bayılırken kendi kendime alamamak, soyamamak biraz sıkıntılı bir durumdu doğrusu ;)
Aynı şekilde 1 orta boy kivide günlük C vitamini ihtiyacımızı gayet karşılamaktadır.

Turunçgillere dönersek; mandalina, portakal, limon, greyfurt.
 Aynı şekilde bunlarında 1 orta boyları günlük ihtiyaç için yeterlidir, mandalina ise büyük boy olmalıdır.

Peki başka nelerde bulunur C vitamini?
Çilek, karnabahar, ıspanak, patates, bezelye, ahududu gibi devam ediyor bu liste.
Ancak her besini mevsiminde tüketmeye dikkat ediyoruz sevgili okurlar, lütfen bunu atlamayalım.

Havalar burada hala bir garip, bir sıcak bir soğuk.
O yüzden kendinize çok dikkat edin diyor, Cumhuriyet'imizin 91. yılı şerefine aldığım yeni kupamda yeşil çay içerken ki hasta fotoğrafımı sizler için ekliyorum :)


Daha çok yazmak isterdim ancak -hapşuuuğ- ay kusura bakmayın vücudumda mücadele var ve bu mücadelede hücrelerime yardımcı olmalıyım ;)
Sizlere şöyle uzaktan uzaktan virüslerimi yaymadan sevgilerimi yollar, mutlu ve sıhhatli günler dilerim :)

12.10.14

Sevgi

Ahh sevgili dostlar,
 20. yaşımın bana getirdikleriyle birlikte öyle bir adaptasyon sürecine girdim ki sormayın!
İşlerim kafamdan aşkın (evet kafamdan) şu sıralar ve öyle de devam edecek gibi görünüyor. Hayatımın, yeni evimin, yeni düzenimin karmaşıklığına henüz bir çözüm bile bulabilmiş değilim. Akışına bıraktım tamamen.
Ancak bu süreçte de sizleri biraz ihmal ettim, kusura bakmayın.
Ne diyordum, hah evet 20. yaş. Bu yaşı sevdim ben. [Tek pişmanlığımsa doğum günümden önceki gün 10'lu yaşlara elveda şeklinde bir geyik yapamamak oldu :)]
Öncekilerden farklı hissettiriyor bu yaş bana kendimi desem de üst satırdan sonra buna ne kadarınız inanır bilemiyorum :))
Ancak gerçek bu.
Tıpkı sizlerin varlığının bana kendimi farklı hissettirmesi gibi. Çoğunuzu tanımıyorum, bilmiyorum ama sizleri seviyorum. Ve beni duyduğunuzu biliyorum ki bu inanılmaz güzel bir şey bence, sizleri sevmek ve sizler tarafından okunmak, dinlenmek...

Ben size bugün bir besini anlatmak istemiyorum. Bugün bedeniniz için değil ruhunuz için yazıyorum bu yazıyı.
Size sevgiden bahsetmek istiyorum. Hani son zamanlarda unuttuğumuz, hakkında cimrileştiğimiz, kimseye gösteremediğimiz sevgiden. Neredeyse adını unutacağımız sevgiden.
Bu kadar zor olmamalı be dostlar.
Sevmek! Bir insanı sadece insan olduğu için sevmek...
Bence bugün sevmek için, yeni baştan sevmek için harika bir gün.
Ve her günü böyle bir güne çevirebilirsiniz.
Ruhunuzu doyurmak, bedeninizi doyurmak kadar önemli!
O yüzden sevin. Ve sarılın sımsıkı sevginize...

Evet evet bugün kesinlikle bir doz daha romantiğim. Bence bugün insanı mest edici bir gün böyle hafif buğulu bir gün bugün.
Şu an sizlere bu satırları yazarken dinlediğim harika bir şarkı var ve sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim.
Caz denilince zihnimde güzel gülüşüyle canlanan bir adam var benim.
Bu satırları bana yazdıran bir adam.
Ve işte karşınızda o adam...

http://www.youtube.com/watch?v=8IJzYAda1wA

Her gününüz sevgiyle dolsun, ruhunuz sevgiyle doysun.

25.9.14

En Değerli Besin: Anne Sütü

Merhaba hayatına her gün bir fazla sağlık katanlar veya bunu başarmak için direnenler, yılmayanlar :)
Ben de bugünler de güzel alışkanlıklar kazanıp, sağlıklı hareketleri hayatıma dahil etmek için fazladan çaba harcıyorum sizler gibi.
Bugünler benim için alışkanlık kazanma günleri sevgili okurlar.
Bir önceki yazımız bildiğiniz üzere ''Kalsiyum'' ile ilgiliydi.
O yazıyı yazma sebebim biraz da kendime süt içme alışkanlığı kazandırmak içindi itiraf etmek gerekirse :))
Çünkü sütle aram fena olmasa bile her gün 2 bardak süt içtiğim olmamıştı bu zamana dek. Unutmak bahanesi vardı hep.
Taa ki ''Kalsiyum'' yazımı yayınlayana dek.
İşe de yarıyor bence böyle teşvikler çünkü yazıyı yazdığımdan bu yana her sabah ve gece sütümü aksatmadan içiyorum. Hem de bundan büyük keyif alıyorum, umarım sizler için de durum böyle güzel ve keyiflidir diyor bugünün yazısıyla ilgili konuşmaya başlıyorum :)

Süt ve kalsiyum demişken, bu yazıda da en güzel ve en değerli besin olan anne sütünden bahsedeyim istedim sizlere.
Evet bugünün anlam ve önemini belirten başlık bu.

ANNE SÜTÜ



Ortalama 9 aylık bir hamilelik sürecinden sonra bebeğinize kavuştunuz, onu kucağınıza aldınız. Yani anne karnı dönemi sona erdi ve anne kucağı dönemi başladı bebeğiniz için.
Bebeğiniz uzun bir yoldan geldi, dünyaya gözlerini açtı ve karnı da acıktı.
Ne yapacaksınız?
Kimi eski inanışlara göre bebeğin kan şekeri düşmesin diye dünyaya gelir gelmez şekerli su verilirmiş. Hatta yemek suları, çorbalar vs. gibi besinler verenler de varmış.
Ancak kesinlikle sizler böyle bir şey yapmayacaksınız.

Anne sütü en değerli besin bebeğiniz için. Doğumdan sonraki ilk bir kaç saat içinde bebeğinizi ''ilk sütünüz'' ile yani kolostrum dediğimiz ağ sütü ile beslemelisiniz.

Peki kolostrum niçin önemli?Araştırmalar kolostrumun kan ile normal süt arasında bir geçiş maddesi olduğunu göstermiştir.
 Antikorlar, vitamin ve mineraller yönünden son derece zengindir.
Bebeğin kolostrumu tüketmesi onu ileri de bir çok mide-bağırsak hastalığına karşı koruyacaktır.

Kolostrum, antikordan zengin içeriği ile enfeksiyonlara ve alerjilere karşı korur.
Kolostrum, müshil etkisi ile mekonyumu (yenidoğanın kalın bağırsak içeriği) temizler ve sarılığın önlenmesine yardımcı olur.
Kolostrum, içeriğindeki büyüme faktörleri ile bağırsağın olgunlaşmasını sağlar.
Kolostrum, Vitamin A' dan zengin yapısı ile enfeksiyonlara ve göz hastalıklarına karşı koruyucudur. 

İlk 6 ay yalnızca anne sütü ve 24 aya kadar anne sütüne devam!

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ESPGHAN ve AAP'nin ortak kararı şu yönde:
İlk 6 ay yalnızca anne sütü verilmeli. Anne sütü en az 12 ay verilmek üzere 2 yaşına kadar verilmeye devam edilebilir.



Emzirdikçe sütünüz artar!
Emzirmek, anne ve bebek arasındaki duygusal bağın fiziksel görünümüdür.
Emzirme seansları anne ve bebek arasında kutsal anlar yaşanmasını sağlar.
Bunların yanı sıra ise emzirmek anneyi bir başka gebelikten de korumaya yardımcıdır.
Emzirdikçe annenin sütü artar. Ve emziren anneler doğum sonrası fazla kilolarını çok daha rahat verebilirler. Eğer sütünüz az geliyor ise veya gelmiyor ise korkmayın, bebeğinizi emzirmeye devam edin. Bebeğinizin ağzı sizin için uyarıcı bir faktördür.



Anne sütü besleyicidir.
Anne sütü kolaylıkla sindirilir.
Anne sütü enfeksiyonlara karşı korur.

Anne sütü ile beslenmenin her 1 aylık artışı obezite riskini %4 azaltmaktadır.
Yani anne sütü ile beslenmenin daha düşük beden kütle indeksi ile ilişkili olduğu saptanmıştır.
Bu da şuradan ileri gelmektedir, sevgili okurlar:

Anne sütünde leptin, ghrelin, obestatin, adiponektin gibi hormonlar bulunur.
Leptin hormonu iştah kontrolünü sağlayan hormondur. Bu sayede anne sütü ile beslenen bebekler kendi besin alımlarını kontrol edebilirken, mama ile beslenen bebeklerin besin alımları anneleri tarafından kontrol edilir. Bu da mama ile beslenen bebeklerin ileri ki yaşamlarında kilo sorunları ile karşılaşmalarına sebep olabilir.

Aynı zamanda anne sütü yerine mama ile beslenen bebekler daha yüksek insülin düzeylerine sahiptirler ve insülin ile yağ depolanması da artmaktadır.

Ve yine ilk 1 yaşta bebeklerin yüksek protein içerikli besinlerle beslenmeleri ileri ki yaşamlarında obeziteye yol açabilmektedir. İnek sütünün ilk 1 yaşta önerilmemesinin bir nedeni de yüksek protein içeriğidir.

Annenin gebelik ve emziklilik sürecinde beslenmesi bebek için son derece mühimdir. Örneğin anne şekerli besinleri çok fazla tüketiyorsa bebeğin damak zevki bu yönde gelişebilmektedir bu da yine bebek için ileri ki yaşantısında sağlık sorunu olarak ona geri döner.
Yine örneğin anne, gebelik ve emziklilik sürecinde çeşitli sebzeleri tüketmiş ise tamamlayıcı beslenmeye geçildiğinde bebeğinde farklı sebzeleri kabul etmesi daha kolay olmaktadır.



Tamamlayıcı beslenmeye geçildikten sonra biberon yerine kaşık kullanmanız bebeğinizin damak yapısının gelişimi açısından çok daha faydalı olacaktır.

Anneler ve anne adayları, minik yavrunuzu korumaya kendi beslenmenizle ve onun beslenmesiyle başlayabilirsiniz. Bunun için size minnettar kalacaktır.
Benden şimdilik bu kadar sevgili okurlar :)
Hepinize kucak dolusu sevgiler, kendinize iyi bakın...

11.9.14

Sağlıklı Kemikler İçin, Süt İçin :)

Bayanlar, Baylar
Sevgili Çocuklar
Biraz önce ne yaptım biliyor musunuz?
Şöööyle bir koltuğa yaslanıp sade bir Türk Kahvesi içtim.
 Ve çocukluğumda sütün tadını sevmediğim için, annemin sütüme bir tutam kahve atıp getirdiği günleri anımsadım.
Sonra da dedim ki ''Hadi kalk İzan yeni bir post çıkaralım.''
Evet evet aynen böyle oluyor bu yazıların ortaya çıkışı. Yazmak için zorlamıyorum kendimi. Başlarda zorlamadım değil ama baktım ki öyle olunca, yeni yazı çıkarmayı bırakın, parmaklarımdan ekrana tek bir düzgün cümle dökülmüyor. Ben de amaaan dedim, ne var sanki böyle yapınca iyi mi oluyor saatlerce oturup ekrana bakıyorum boş boş. En sonunda bıraktım bende.
Bazen bazı şeyleri sadece öyle bırakmak, yapabileceğinizin en iyisi oluyor. Yükünüz hafifliyor, rahatlıyorsunuz, gevşiyorsunuzzz..... Amaaan çenem de düştü mü düşüyor ne yazacaktım ben sahi?
Hah, hatırladım.
SÜT :)
Keyifli okumalar efendim :)

Aslına bakarsanız ben süt dedim de asıl konumuzzzz :)

KALSİYUM

Kalsiyum denince aklıma hemen süt içen hamile bir kadın, süt içen minik bir bebiş, süt içen ton ton bir nine geliyor benim.
Çünkü kalsiyuma en çok ihtiyacı olanlar onlar. Kadınlar ve çocuklar.
Ama beyler de okumalı ki bu yazıyı sevdikleri kadınlar ve çocuklarla daha sağlıklı ve uzun bir yaşam geçirsinler.




Yaşam boyu vücudumuzda yapım ve yıkım olayları sürekli olarak devam etmektedir.
30 yaşına kadar olan süreçte yapım olaylarının hızı yıkım olaylarından daha yüksektir. Çünkü büyüme devam etmektedir.
Ancak yaş 30 olduktan sonra bu olay tersine döner. Yıkım olayları artık yapım olaylarından daha fazla olmaktadır.
Böylelikle vücuttan kalsiyum kaybı da başlar.
Önceleri yıkım hızı yavaş iken kadınlarda menopoz ile bu hız artar. Kemikten geri çekilen kalsiyum, fosfor, potasyum ve azot idrarla dışarı atılır.
Kalsiyum kaybı kadınlarda erkeklerden daha hızlıdır ve 70 yaşına gelmiş bir kadının 20 yaşındaki haline oranla vücudunda kalan kalsiyum %55-60 iken erkeklerde bu oran %80 civarıdır.

Kemik ve kaslardaki bu kayıplar yaşlılık döneminde boy kısalması, kemiklerin kırılabilme riskinin artması, deri altı tabakanın incelmesi, diş kayıpları, bacaklarda eğrilikler ve kamburlaşma gibi sonuçlar meydana getirir.

Kas ve kemik bütünlüğünün sürdürülmesi açısından uygun ve düzenli fiziksel aktivite önemlidir.



İnsan vücudundaki kalsiyumun %99'u iskelette bulunur.
Kemiğin gelişimi ve sağlığının korunmasın için başlıca faktörler, yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı, fiziksel aktivite, seks hormonları ve kalıtımdır.

D vitamini, kalsiyum emilimini artırır ve kalsiyumun kemiklerde depolanmasına yardımcı olur.

Bu yüzden de her gün bebekler cam açıkken yarım saat güneş ışığı alan pencereye çıkartılmalı veya açık havaya çıkartılmalıdır. Bu süre zarfında elleri ve yüzü örtülü olmamalıdır.
Aynı şey yetişkinler içinde geçerlidir.

Daha sağlıklı kemiklere ve daha dinç bir yaşlılığa sahip olmak isteyen her kadın mutlaka ve mutlaka 1 bardak sabah ve 1 bardakta gece olmak üzere şekersiz, soğuk, light sütünü içmelidir. 


1 bardak sütte yaklaşık 250 mg kalsiyum bulunur.
1 bardak yoğurtta yaklaşık 250 mg kalsiyum bulunur.
1 porsiyon (30 gram) beyaz peynirde yaklaşık 100 mg kalsiyum bulunur.

Gençlik döneminde günlük kalsiyum ihtiyacı yaklaşık 1000-1200 mg iken 50 yaş üstünde bu değer 800-900 mg'dır. Hamile bir kadının günlük kalsiyum ihtiyacı ise 1000 mg'dır.

Bir genç kızımız günde 2 bardak süt içer, 1 bardak yoğurt ve 1 porsiyonda beyaz peynir tüketirse 850-900 mg civarı kalsiyum almış olur, geri kalan miktarı da diyetindeki sebze ve meyvelerle tamamlayabilir.

Aynı şekilde yaşlı bir kadın günde 2 bardak süt/yoğurt tüketse 1 porsiyon beyaz peynirini de yese, 600 mg kalsiyum almış olur geri kalanını da diyetindeki sebze ve meyvelerle tamamlayabilir.

Süt ve süt ürünleri kadınların hayatında çok çok mühim bir yere sahip.
O yüzden en iyisi mi içelim güzelleşelim hanımlar ;))

Kucak dolusu sevgiler, bol kalsiyumlu günler sizin olsun :)

13.8.14

Bu Dördüncü Beyaz :)

Beyaz ne güzel renktir değil mi?
Beyaz denilince çoğumuzun aklına ilk önce saflık, masumiyet gibi kavramlar gelse de benim aklıma yepyeni bir sayfa ve asalet geliyor. Bence beyaz çok asil çokta yenilikçi bir renk.
''Peki üç beyazdan uzak duracağız ama o zaman hangi beyazla yenileneceğiz biz?'' diye sorduğunuzu duyar gibiyim :)

Ben de bunun cevabını sizinle paylaşmaya geldim bugün :)

BEYAZ ÇAY

Beyaz Çay'ın tarihçesi M.S. 600 yıllarına dayanıyor. O dönemlerde Çin İmparatoru Hui Zhong zarafetin zirvesi olarak ilan ettiği beyaz çayın gelişimi için çalışmalar başlatmıştır.
Gördünüz mü zarafetin zirvesi olarak görülmüş ;))
Ancak yüzyıllar boyu Çin dışındaki ülkeler için gizli kalmıştır beyaz çay.


Şimdi bizde beyaz çayla tanıştığımıza göre neymiş ne değilmiş bilelim istedim.
Kimlerdenmiş bu diye soracak olursanız. siyah çay ve yeşil çayın kardeşi aslında bu beyaz çay.
Beyaz çay için çay bitkisinin henüz tam olarak olgunlaşmamış, açılmamış yaprakları toplanır. Bu yapraklar beyaz tüylerle kaplıdır ve beyaz çay ismi de buradan gelmektedir.

Beyaz çayın en önemli özelliği, işlenirken diğer çaylara nazaran daha az okside olduğu için daha fazla antioksidan içermesidir.

Diğer bir özelliği ise yeşil çay ve siyah çaya göre kafein içeriği daha düşüktür.

Özetle kafein içeriği sıralaması yaparsak Siyah Çay > Yeşil Çay > Beyaz Çay
Antioksidan sıralaması yaparsak Beyaz Çay > Yeşil Çay > Siyah Çay

Tabi ki yine de kafeinsiz bir içecek olmadığı yani bir miktar kafein içerdiği için hamilelerin kullanmaması tercih edilir.

Bize ne faydası olur peki beyaz çayın?
Gençliğinize gençlik katar cildinizi güzelleştirir ve sıkılaştırır.
Dişlerinizi daha güçlü yapmaya yarayan floridi az miktarda içerdiği için diş sağlığınıza faydası dokunur.
Damar sertleşmesi ve tıkanıklığının önlenmesine yardımcı olabilir.
İçerisinde C ve K vitaminleri bulunur.
K vitamini adını ''Koagulationsvitamin'' in baş harfinden alır. Bu da pıhtılaşma vitamini demektir. Yani kan pıhtılaşması için K vitamini gereklidir. Ancak K vitamini alacağız diye bardak bardak beyaz çay içmeyeceğiz tabi ki. K vitaminin en güzel kaynakları yeşil yapraklılardır. Ispanak, maydanoz, fesleğen, kekik vs.
Beyaz çay, antioksidan içeriği sayesinde bağışıklık sisteminizi daha sağlıklı hale getirerek kanserden de korur.

Beyaz Çay kilo verdirir mi?
Bu soruyu daha önceki bir yazımda da cevaplandırmıştım. Kiraz Saplı Çay zayıflatır mı?
Bu çaylar ödem söktürücü çaylardır. Vücudunuzdan ödem atılmasını sağlar.
Hiç bir çay, hiç bir besin, hiç bir mucizevi herhangi şey sizi tek başına zayıflatmaz.
Zayıflamanızı sağlayacak olan tek şey sağlıklı, dengeli ve yeterli bir beslenme programı olacaktır.


Güzel ve yumuşak bir tada sahip olan beyaz çayımızı ne kadar tüketmeliyiz?
İçtiğiniz bitki çaylarınız günlük 1-2 kupayı geçmemelidir. Her gün beyaz çay tüketmelisiniz diye bir şey de yoktur. Ancak zaman zaman yenilenmek istediğinizde haftada 2-3 kez tüketebilirsiniz :)

Aşırı tüketildiğinde ne olur?
Kaş yaparken göz çıkarırsınız tam manasıyla. Sakinleşmek, rahatlamak, yenilenmek için içtiğiniz çay ters teperek sinirlilik, baş ağrısı, uykusuzluk ve çarpıntıya sebep olabilir.




Ne demiş Paracelsus; Her şey zehirdir, mühim olan dozudur.

Hayatınızda her şeyin dozunda olması dileklerimle :)

8.8.14

Mutluluk Kaynağı: Çikolata

Merhabalar güzel gözleri yollarda kalan okurlarım :)
Dengem biraz şaştığı için şu sıralar inzivaya çekilmiştim. Son buldu mu bilmiyorum ancak sizleri daha fazla bekletmek istemediğim için buradayım...
Nasılsınız? İyisiniz?
Ben de idare ediyorum işte, teşekkür ederim.
Birazcık keyiflenmeye ihtiyacım olduğu için bugünün konusu biraz tatlı bir şey olsun istedim.
Stresin baş düşmanı olsun istedim.
Nedensiz mutlu etsin istedim.
Aşkı çağrıştırsın istedim.
Sıkı durun söylüyorum.
Bugünün konusuuuu...

ÇİKOLATA

Çikolata Aztek dilinde gürültü anlamına gelen ''Choco'' ve su anlamına gelen ''atle'' kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur.
Latince ismi ''Theobroma Cacao'' ise ''Tanrıların Yiyeceği'' anlamına gelir.
Kakao ağacını ilk keşfedenler Güney Amerika'nın eski yerlileri olan Mayalar'dır. Mayalar kakao ile yaptıkları içeceği kraliyet ailesine uygun görmüşlerdir. Aztekler de ise yöneticiler, rahipler, rütbeli askerler ve onurlandırılmak istenen tüccarlar bu özel içeceği tadabilmişlerdir.
Bir gezi esnasında Aztek Kralı'nın İspanyol kaşif Kristof Kolomb'a bu içeceği ikram etmesi ile çikolata Avrupa'ya yayılmış oldu.


Çikolata, mutluluk vermesinin yanı sıra harika bir antioksidandır.
Harvard Üniversitesi'nde 8 bin erkek üzerinde yapılan bir çalışma sonucu çikolatanın insan ömrünü uzattığı ortaya çıkmıştır. Uzmanlar bu durumu içeriğindeki antioksidan maddelere bağlıyorlar.

Kakao yağı sayesinde çikolata kalbe dost bir yiyecektir.

Çikolata, vücudun bağışıklık sistemini harekete geçirir. Vücudu sakinleştirici özelliğinden dolayı hormonların ve enzimlerin düzgün çalışması bağışıklık sistemine de yararlı olmaktadır.

Bunların yanı sıra bağışıklık ve üreme sistemi için faydalı olan demir ve çinko çikolatada bolca bulunmaktadır.

Sütlü çikolatalar yüksek miktarlardaki kalsiyum ve fosfat içeriğiyle diş minesini koruma görevini üstlenmektedirler.

Çikolata, içeriğindeki bakır sayesinde vücudun demiri absorbe etmesine yardımcı oluyor. Bu da daha sağlıklı bir cilt ve damarlar demek.

Stresin neden baş düşmanı peki çikolata? Çünkü içerisinde potasyumu da barındırıyor.



Bizler çikolataya o kadar rahat erişirken; çikolatanın meydana gelmesinde çok büyük emekleri olan fakat çikolatanın tadını hiç bilmeyenler var. Belki çoğunuz gördünüz o haberi ama ben yine de görmeyenler için alt satıra link koyuyorum. Çikolatanın bir insanı ne kadar mutlu edebileceğini görürken, dünyanın adaletini bir kez daha sorgulattıran bir video da var o linkte...

http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/26919022.asp

Gördünüz mü ''beyaz adamlar demek bu yüzden bu kadar sağlıklı'' diyor bir kakao işçisi.
Çikolata demek sağlığınıza sağlık katmak demek.
Ancakk!
Doğru miktarlarda tükettiğiniz takdirde.


Çikolata tercihlerinizde dikkat etmeniz gereken noktalar var sevgili okurlarım.

Bunlardan birincisi çikolatanın içeriğindeki kakao miktarı %20'nin altında olmamalı. Yoksa yukarıda bahsettiğimiz faydalardan yararlanmak pek mümkün olmayacaktır.
Sizde benim gibi bitter çikolata hastası iseniz içeriğinde %60 kakao ve üzerini bulunduranları tercih ediniz. Ki önerilen ve istenen budur aslında.

Kakao miktarı ne kadar fazlaysa vücudumuzun yararlanması adına o kadar iyidir.


İkinci önemli nokta ise günlük 15-20 gramdan fazla tüketmemeniz.
Çünkü ne kadar çok faydası olursa olsun içeriğindeki şeker ve yağ oranı unutulmamalıdır.
 ''Azı karar çoğu zarar'' diyen atalarımız ne kadar da doğru söylemişler,her besinin olduğu gibi çikolatanın da fazla tüketimi bize yarar sağlamayacak aksine zarar verecektir.


E o zman ben gidip azıcık çikolata yiyeyim.
Size tavsiyem bu hafta sonu sizde bir çikolata kapıp en sevdiklerinizle paylaşın :)
Paylaştıkça çoğalan çikolata kaplı sevgiler benden size:)